mutsuzluk

Mutluluğun 10 Kuralı

Bir yerde okumuştum. İnsan haricinde hiçbir memeli acı yemezmiş. Acıya bağışıklığımız var bizim. Belki acıya olan zaafımız, buradan geliyordur.

acı biber

Bir baksana etrafına. Canı sıkkın olan ne çok insan var; asık yüzler, hüzün dolu bedenler, mutsuz ruhlar sarmış çevremizi. Ortak hatamız belki de bu. Acı çekmeye gönüllüyüz sanki.

Geçenlerde, Murat Ülker’in şu sözüyle karşılaştım; herkes aklı kadar mesut olur. Ne güçlü bir söz. Bırak artık söylenmeyi. Her şey seninle ilgili. Geçmişi ya da geleceği bırak. Şimdiye, yaşadığın bu ana odaklan. Farkındayım, mutluluk kuyunun dibinde saklı senin için. Ama kuyu derin değil, kısa olan elindeki ip.

Sakın kaderi suçlama. Kader, yalnızca oyun alanını verdi sana. Tabii oyun şartları da en baştan belliydi. Bundan sonra oyunu nasıl oynayacağın ise senin elinde. Dön bir bak kendine. Hayatındaki tüm değişimlerin sebebi sensin.

Artık gülümsemek istiyorsan, elindeki ipi uzatmayı dene. Yaşadıkların, gülümsemelerin, bilgin, cesaretin ve tecrübelerin belirliyor o ipin uzunluğunu. Çünkü bilmelisin ki, kuyunun dibine hapsettiğin mutluluğu, sadece sen çıkarabilirsin gün ışığına.

mutluluk

Ama esas zor olan mutluluğu avuçlarımızın içine almaktan ziyade, onu orada sürekli muhafaza edebilmek. Fakat madem bağışıklığımız var acıya, yaşamak denen bu oyunu en iyi biz oynarız bu hayatta. Yeter ki;

  1. Hayata olumlu yaklaş,
  2. Bağımlı olma hiçbir şeye,
  3. Kendine ve herkese gülümse,
  4. Sahip olduklarınla yetin,
  5. Hayattan beklentini düşür,
  6. Sabret,
  7. Kendini eleştir,
  8. Kendinden başkalarını da düşün,
  9. Sosyal ilişkilerini yönetmeyi bil,
  10. Son madde: ÇOK SEV!

Ve unutma, problemler gerçekleşene kadar problem değildir. Bırak da tadını çıkar şu hayatın.

Dip

Loş bir ışıkla aydınlatılan, siyahın hakim olduğu o derin boşluğun içinden geçerek, en ön sıradaki katlanabilir koltuklardan birini açıp, perde kapanmadan hiç izlemeye koyuldunuz mu kendinizi? Dinlendiniz mi ruhunuzu daha önce? İyi gelir insana kendi benliğiyle yalnız kalmak.

ayna

Her sabah aynaya bakıp, kendinize “bugün muhteşem olacak” diyebilirsiniz; ruhunuzu dinlemek yerine, mutluluğa sebep ararsınız. Ama her zaman değil; en azından ara sıra, yalansız dinleyin kendinizi. Bastırmadan iç sesinizi, yüzleşin ruhunuza çöken yüklerle.

Ama zor bir seanstır bu. Dürüst olmak gerekir. Çünkü her insan bencildir aslında. Herkes kendi dertleriyle, kendi acılarıyla boğuşur. Dokunduğumuz hayatlara bıraktığımız izlerin akibetini kaçımız sorguluyoruz? Sorgulasak da tarafsız oluyor muyuz? “Ölmeden evvel ölünüz” demiş Hz. Muhammed. Keşke bir an önce “ben” demekten vazgeçsek. Çünkü gözlerimizin değdiği gözler, dokunduğumuz tenler ya da bizi dinleyen bir başka yürek olmasa, ne önemi kalır benliğimizin? En azından bir kişi, bir dost, bir sevgili, bir anne, bir baba, bir kardeş ya da bir yabancı varsa hayatımızda, biz varızdır. Kesin siz de böyle düşünüyorsunuzdur.

Aynı açıdan baktığımıza göre dinlemeye başlayabiliriz kendimizi. Duymak da zor, anlamak da. Ancak karşıdan göremiyorsak, gökyüzünden bakarak kulak kesilelim. Dinlemek iyi gelecek mi sanıyorsunuz? Gelmeyecek asla. Acı hissetmek kaçınılmaz. Ancak kendinizle konuşmazsanız, ruhunuz da terkedecek sizi. İşte o zaman nasıl çıkmayı başaracaksınız dipten?

bulutlar

Unutmayın, mutluluk da, mutsuzluk da sizi dibe götürür. Aslında mutluyken nasıl bulutların üzerindeyseniz, mutsuzken de oradasınızdır. Sadece üzerinde durduğunuz bulut, birinde bembeyazken, diğerinde kapkaradır. Ama her iki durumdayken de zordur ayakta kalmak. Kendi sesiniz, kendinize rüzgarlı gelir. Anlayamazsınız. Dört bir yanınız boşluktur, hareket edemezsiniz. Korunmasızsınızdır, zaaflarınız ortadır. İşte bu noktada gene bir başkasına ihtiyaç duyarsınız. Eğer bir başka bulut yanaşmazsa yanınıza, bir adımınızla dibi boylarsınız. Fakat yanaşsa bile, eğer bir darbe gelirse o taraftan, dip kaçınılmazdır. Gene de korkmayın. Dip de son değildir. Dip, kadere ivme katan bir noktadır. Sadece istemek, cesaret etmek ve denemek gerekir. Başı ve sonu hep acı olsa da, nefes aldıkça hala umut var demektir.