müşterinin sesi

17. Araştırma Zirvesi Notları

Türkiye Araştırmacılar Derneği’nin on yedincisini düzenlediği Araştırma Zirvesi’nde bu yıl “Değer ve Dönüşüm” konusu işlendi. 17-18 Nisan tarihlerinde bu organizasyonu yerinde izledim. Bu 2 günde toplam 29 konuşmacı kendi perspektifinden, araştırmanın gerçekleştiği ortamı, araştırmayı sağlayan kaynakları, araştırma konusu olan markaları ve araştırmanın odağı insanı anlattı.

tüad

Burada sorulması gereken en önemli soru: Geçen her saniye bu metriklerin hepsi değişirken, yapılan araştırma sonucunda elde edilecek değer nasıl maksimize edilebilir?

Buradaki soru işaretinin parçaları her konuşmacının sunumunda yer alıyordu. Çok değinilen noktalardan biri müşteri beyanı ile müşterinin gerçekte yaptığının uyuşmamasıydı. Bunun da takip edilemediği söylendi. Bir diğer noktayı ise en son sunumda Canan Schabio yaşadığı bir olay üzerinden yansıttı. Bir araştırma için 55 yaşında, evinde rakı içen kadın örneklem arandığını ama bulunamadığını söyledi.

Evinde rakı içen 55 yaşında bir kadın mı? 🙂 Aranılan kişiyi biz bulabiliriz diye geçirdim içimden. Tıpkı müşteri beyanı ile iradesinin farklılığını kanıtlayabileceğimiz gibi. Çünkü Migros, gerçek dataya ve bu datayı işleme kabileyetine sahip olan en büyük şirket. Aslında, yukarıdaki soruda amaçlanan değer maksimizasyonunu sağlayabilecek en büyük paydaşlardan birinin de Migros olduğunu düşünüyorum.

Zirvede söz alan her konuşmacının söylediklerine burada değinemem belki ama aldığım notlardan benim için en önemlilerini aktarmak istiyorum.

Öncelikle bahsettiğimiz pazarı tanımamız gerek. Ipsos Türkiye CEO’su Vural Çelik, araştırmaya ayrılan bütçenin azlığından bahsetti. Dünya markaları araştırmaya 39 milyar dolar ayırıken, Türkiye toplam araştırma pazarı sadece 200 milyon dolar. Bu rakamla pazarda 27. sıradayız. Ancak ABD, Almanya ve İngiltere toplam pazarın %50’sini oluşturuyormuş.

Vural Çelik sunumunda Jonathan Mildenhall’ın da çok güzel bir sözüne yer verdi: “Data, fikirlerin büyüyeceği yeni toprak olacak ve data medyumları yeni dönemin mesihleri olacak.”

özgürlükArdından sahneye çıkan TÜİK Başkanı Birol Aydemir‘in konuşmasının, benim en çok dikkatimi çeken kısmı konuyla belki de en alakasız olan kısmıydı. Birol Aydemir TÜİK’in bağımsız ve özgür olmasının önemine değindi. Bunuda şu cümleyle açıkladı: “TÜİK başkanını Bakanlar Kurulu seçer. Başkan 5 yıl boyunca görevde kalır ve kendi istifa etmezse onu kimse görevden alamaz.”

Yorumu sizlere bırakıyorum 🙂

Esomar Başkanı Dan Foreman, George Bernard Shaw’un şu sözüyle sunumunun başında seyirciyi yakalamayı başardı.

“Mantıklı insan kendini dünyaya uydurur; mantıksız insan ise dünyayı kendine uydurmaya çalışır. Bu yüzden tüm ilerlemeler mantıksız insan sayesinde gerçekleşir.”

Üzerinde düşünmek gereken bir söz.

Foreman bizlerle pazar araştırmasının alanlarını da paylaştı.

pazar araştırması alanları

 

ARF‘ten Dr. Horst Stripp, iletişim etkin ve yaratıcı olmadıkça, hiçbir medya planının işe yaramayacağına değindi. Ona göre odaklanılması gereken sorunlar data elde etmek ve araştırma stratejisi geliştirmek. Bunlar çözülürse yaratacılığın artacağını savunan Stripp reklamlarında daha etkili bir hal alacağını söyledi. Sanılanın aksine iyi araştırmaların uzun dönemli değil, kısa dönemli tahminleri oluşturacağını aktardı.

Bu konuşmadan sonraki panelde iki şahane kadın sahneyi devraldı. Nilüfer Göle Gezi hareketini değerlendirdi. Nilüfer Narlı ise bastırılmış hafızaya, sistematik unutmaya ve ortak değerlerde buluşmanın zorluğuna karşı “adil ve demokratik” hafıza yaratmanın öneminin altını çizdi.

Sonraki panelde ise konuşanlardan biri Migros Marka İletişimi & CRM Direktörü Kına Demirel‘di. Panel konusu Big Data olunca, Migros’un üzerinde oturduğu verinin büyüklüğünü vurgulayarak konuşmasına başladı.

Seyircilere de 3 tavsiye verdi:

  1. Odanı topla
  2. Datanı güzelleştir
  3. Datanı harekete geçir

Çünkü önemli olan datanın büyüklüğü değil, onu nasıl kullandığınız ve harekete geçirdiğinizdir. Bunun için de “data anlatıcıları”nın görevi hangi datanın müşterinin ilgisini çekeceğini keşfetmesi, yorumlaması ve bilgiye dönüştürmesidir.

Bilgi Üniversitesi‘nden Kaan Varnalı ise “Netrografi” kavramından söz etti. Aslında kısaca netrografi, etnografinin günümüzde sosyal medya platformlarıyla harmanlanmış hali diyebiliriz. Sezgisel öğrenme ve içerik analizinin bir arada yapılarak doğru insight elde edilmesini sağlıyor. Tek bir cümleyle netrografi: “Samanlığın içindeki iğneyi bulmaya yardımcı olur.”

Organizasyonun 2. gününde konuşan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi: “Türkiye’nin kilo başı ihracatı 1.47 dolar. Apple’ın 1.500 dolar.” dedi. Sanırım bu bir şeyler düşündürmeli.

Nielsen‘den Paul Walker Türk müşterisi ve Türkiye pazarı ile ilgili bilgiler paylaştı.

Örneğin,

  • Tazeliğe, lokasyona, mağazadaki ilişki ve hizmete çok önem veriliyor. (%71 tazelik ve fiyat ikilisi)
  • Türkiye’de satın alma kararlarının %67‘si satış noktasında veriliyor,
  • Müşterilerin %55‘i mağazada aynı rut üzerinde hareket ediyor.
  • Her müşteri bir kategori rafına ortalama 15 saniye bakıyor.
  • Satınalma kararlarının %95‘i bilinçaltında veriliyor.

Aynı panelde konuşan Coca-Cola‘dan Duygu Keçelioğlu‘da Coca-Cola’nın 5 kuralını sıraladı.

Coca-Cola 5 madde

Son cümlede gene Duygu Keçelioğlu’ndan:

“Araştırma bir bumerang gibidir. Nasıl atarsan sana öyle geri gelir.”

Müşterinin Sesi ve Kano Modeli

Müşteri odaklı ürün, kalitesi müşteri tarafından belirlenen üründür. Bir ürün tasarımdan planlamaya, planlamadan üretime, üretimden pazarlamaya, pazarlamadan lojistiğe ve lojistikten satışa, tüm süreçlerde müşteriye temas etmelidir. Müşteri anketleri, pazar araştırması, ikame ürünler vs. incelenmeden bir ürün geliştirilemez.

Bu yüzden üretim için önce müşterinin sesine kulak verilmelidir. Müşterini beklentilerinin ve ihtiyaçlarının yansıdığı üretime de müşteri odaklı üretim denir. Kalite Fonksiyonlarını Geliştirme (KFG) tekniği ise müşteri odaklı üretimi hayata geçirmeyi sağlar. Müşteri ihtiyaçlarını mühendislik diliyle ifade etmeye yarar. KFG için faaliyet müşteri odaklı tasarımla başlar, üretim ve takip eden süreçlerle devam eder.

American Supplier Institute’ye göre müşteri isteklerini, onlara firma açısından karşıt gelen gerekliliklere AR-GE destekli ürün geliştirme evresinden başlayıp, üretim ve pazarlama üzerinden satışa kadar ki süreçleri kapsayacak şekilde tercüme eden sisteme KFG denir.

Pichhardt, Klaus’a göre ise KFG, müşterinin sesinin işletmenin diline tercümesidir.

Bu yazıda KFG yol haritasının başlangıcına, müşterinin sesi (VOC) ve Kano Modeli’ne odaklanmak istiyorum.

VOC:

Anketler, yerinde yapılan analizler vs. doğrultusunda müşteri isteklerinin belirlenmesi aşamasıdır. Müşteri tercihlerini, beklentilerini saptamak ve karşılamak amacıyla yapılır. Bununla beraber,  ürün tasarım ve geliştirmesinin gereksiz yatırımlara ve iletişim eksikliğinden kaynaklanan zaman ve para kayıplarına yol açmadan , müşterilerimizden elde ettiğimiz beklentiler ışığında süreçlerin en etkin ve pazar açısından en verimli şekilde ilerlemeyi sağlayarak maksimum getiri elde etmek için ilk safhadır.

Kano Modeli: 

Prof. Noriaki Kano tarafından geliştirilmiştir. Mükemmelik esasına dayanır. Müşterinin satın aldığı ürün ya da hizmetten elde ettiği fayda seviyesini maksimize etmeye, toplam maliyeti ve toplam zararı da minimize etmeye çalışır. Müşteri Memnuniyeti ile Beklentileri Karşılama arasındaki korelasyonun sayısal ifade biçimidir.

Bir ürüne/hizmete üç temel özellik üzerinden yaklaşır. Bunlar; temel kalite, beklenen kalite, beklenti ötesi kalite.

Temel kalite, ürünün olmazsa olmazlarıdır. Müşteri açısından o üründen mutlaka beklenen özelliklerdir. Söz konusu ürün için yazılmış standartlara uygun bir şekilde ürün geliştirmektir.

Beklenen kalite, müşteriye bir ya da birden fazla fayda sağlayan basamaktır.Ürünün değeri göz önünde bulundurulduğunda müşterinin bir üründen beklediği kalitedir.

Beklenti ötesi kalite, müşteri beklentilerini aşan kalitedir. Ürüne rakiplerinden farklı unsurlar ekleme aşamasıdır. Ürüne bir ya da birden fazla yeni faydalı özellik kazandırılır. İnovasyon içerir. Müşteri açısından heyecan verici özelliklerdir.

Ürün ya da hizmetin başarısının yolu kaliteden geçer. Fakat, üretim daima en iyi kalitede olmaz. Önemli olan şirket için en karlı kalite seviyesini tutturmaktır, önemli olan belli bir standartta üretim sağlamaktır. Tabi aynı zamanda müşteri beklentilerini en iyi şekilde karşılayacak kaliteyi yakalamaktır. Bunun için hizmet edilen pazar iyi tanınmalı, hedef kitle iyi analiz edilmeli, müşterinin sesi tüm faaliyetlere yansımalıdır. Buradan yola çıkarak Kano Modeli yapılmalı ve temel kalite seviyesi sağlanıp, ürüne müşterinin beklediği kalite ilave edilmelidir. Ama bununla da yetinmeyip, eklenen inovatif özelliklerle beklenti ötesine geçilmelidir.

Gerçek Tasarıma Yürüyüş

Uzun zamandır bloguma bir şeyler yazmak istiyorum. Elimde olmayan aksaklıklarla, zaman yaratamama sendromu birleşince bir türlü yazamadım.

En son yazımı şöyle bitirmişim: ” Unutmayın iyi bir tasarım ürünün satış performansını arttırır. Rafta farkedilmeyi kolaylaştırır. Ürünü akıllara kazır. Peki ama tasarım sadece bir ürünün nasıl göründüğü müdür? Bir sonraki yazımda da buna değineceğim…”

Öyleyse kaldığım yerden devam edeyim…

Tasarım bir ürünü, ürün yapan her şey demektir. Ürünün rafta ayrışmasını sağlayan ambalaj tasarımları ise sadece tasarımın bir ayağını oluşturur. Görünüş ilk temasta çok önemlidir. Ama süreklilik içerikle sağlanır.

Bu yüzden içeriğin tasarlanma aşamasına odaklanmak zorundayız. Bu aşamanın ciddiyetini de genç Otomotiv Tasarımcısı Turgut Alkım Tutumlu’nun tasarımcılar ile ilgili söylediği bir söz ile aktarmak istiyorum: “Tasarımcılar bulundukları fabrikaların tanrılarıdır.”

Bu çok iddialı ve çok vurucu bir söz. Katılırsınız ya da katılmazsınız. Fakat tasarımın ne kadar önemli olduğunu anlamanızı sağlamıştır umarım.

Bu konu madem bu kadar mühim ve madem içerikle ilgili, öyleyse öncelikle pazar/müşteri beklentilerini sağlamak odaklı bir yaklaşıma sahip olmak gerekir. Bir ürün bu amaçla geliştirilir. Prof. Yılmaz Taptık’ın dediği gibi geliştirilmiş tüm ürün ve hizmet müşteri problemlerinin çözümü için bir tekliftir. Döngü problemden başlar. Dolayısıyla müşteriden. Zaten üretim bu yüzden müşteri odaklı olmalıdır. Üretilen ürün de dolayısıyla bu yaklaşım ile oluşturulmalıdır. Buna da kısaca “Bir firmayı pazardan bakış açısıyla yönetmek.” (Prof. Yılmaz Taptık) diyebiliriz.

O zaman elimizde bir problem var. Müşterinin sesini de dinledik. Çözümü üretiyoruz. Artık bir ürün tasarlama aşamasındayız. Tasarımın ise sadece ufak bir kısmının dış görünüm olduğunda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum. Peki geri kalanı ne?

Garvin buna açıklık getirmiş. Onun bakış açısıyla tasarımın basamakları:

1- Performans

2- Özellikler

3- Güvenilirlik

4- Uygunluk

5- Sağlamlık

6- Servis verilebilirlik

7- Estetik

8- Güvenlik 

9- Diğer gerekler

Bunların hepsi de ürüne dahil olan kavramlar. Her üründe bunların yüzdesi değişir. Değişmelidir de. Çünkü esas olan müşteridir. Müşterinin beklentilerini karşılayacak kalitede ürünü, en uygun maliyetle üretmeliyiz. Bir maddenin içeriğine ağırlık verirken, diğerinin etkisini azaltabilir, bir diğerini tamamen ürünümüzden yok edebiliriz.

Performans, bir ürünün fonksiyonel özellikleridir. Belki de en önemli kısımlardan biridir. Müşterinin ürünü kolay kullanabilmesi, ürünün müşterinin ihtiyaçlarına cevap verebilmesi ve tasarımın ergonomik olması gerekir.

Özellikler zaten ürün içerisinde olan temel karakteristiklere eklenen ekstralardır. Beklenti ötesine ulaşmada bir adımdır. Biraz daha ürün odaklı bir yaklaşımı ifade etse bile önemlidir.

Görünüm, hissediliş, tad, ses, koku gibi etmenlerde estetik çatısı altında toplanmaktadır.

Sonuç olarak tasarım aşaması sadece estetik özellikler demek değildir. Eğer böyle sanarsanız yanılırsınız; ve diğer basamakları ıskalarsanız, pazarda yok olursunuz.

Bakın Steve Jobs ne demiş:

 ” Tasarım, sadece nasıl göründüğü ve hissettirdiği değildir. Tasarım, nasıl çalıştığıdır.”