Futbol

%100 Sadakat

Bana sadakatin neredeyse %100 olduğu bir marka söyleyebilir misiniz?

Ya da daha geniş bir çerçeveden ele alıp, işinizi biraz daha kolaylaştırayım. Bana sadakatin %100’e yaklaştığı bir endüstri söyleyin.

Cevap futbol endüstrisidir. Ülkemizde Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi futbol kulüpleri de bu endüstri içerisindeki birer büyük markadır. En büyük avantajları ise sahip oldukları sadakat kuvvetidir. Hedef kitleleri olan taraftarları, aslında birer müşteridir.

images

İşte böyle markalar, eğer marka yönetimlerini kusursuz yürütürlerse marka değerlerini de aynı kusursuzlukla büyütürler.

Aynı zamanda böyle markalar bilmeliler ki:

“Markaların emri tüketicilerin başı üstünedir.” – Trendwatching

Kitleleri hareket ettirme gücü olan markalar eğer sosyal sorumluluk projelerine katkıda bulunurlarsa, arkalarında sadık müşterilerini de getirirler. İşte bu tür markalara Tredwatching, “Talepkar Markalar” diyor. Çünkü onlara göre markalar, sosyal konulara daha fazla duyarlı olurlarsa, müşterilerinin güvenini de o ölçüde kazanabilirler.

Bunun içinde kıstas ise %100 şeffaf ve samimi olmak. Tabi bunun tabanında da süreklilik yatıyor. Eğer tüketicinin dikkatini çekmek için yaptıklarınız geçici olursa kaybedersiniz.

Size bu konuyla ilgili bir örnek vereceğim.

Vitoria’yı hiç duydunuz mu?

Çoğunuzun duymadığına eminim. Vitoria Brezilyalı bir futbol takımı. Ama muhteşem bir işin altına imza attılar. Yaptıkları bir sosyal sorumluluk projesi; ama böyle inovatifi sık karışımıza çıkmaz. Bizim futbol kulüplerimiz biraz düşünmeliler.

Peki ne yaptılar?

2012 yılının Haziran ayında takımın yeni formasını piyasaya sundular. Takımın renkleri normalde siyah kırmızı iken, piyasaya çıkan forma siyah beyaz idi. Takım Brezilyalı taraftarlarından formadaki kırmızı rengi geri getirmek için kan bağışında bulunmalarını istedi. Brezilya kan bankası hedeflediği kan bağışı hedefine ulaşma sürecine paralel olarak, 2012/2013 futbol sezonu boyunca takımın formasının üzerindeki 4 adet beyaz çubuk teker taker kırmızıya dönecek.

Sizce de şahane değil mi?

vitoria

Ne bu AMK?

Bugün yayın hayatına başlayan AMK spor gazetesinin ismini muhtemelen duymayanınız kalmamıştır. Fakat bu etiketin son derece aşağılık bir isim olduğunun altını çizmek istiyorum. Sporun hiç bir dalıyla alakası olmayan, kadınlara hakaret taşıyan, bel altı oynayan, iğrenç ve seviyesiz bir isim. Açılımı her ne kadar “Açık, Mert, Korkusuz” olsa bile, bunun zorlama bir açılım olduğu aşikar.

Ancak bunu bir pazarlama oyunu olarak düşünüyorum. AMK’nın reklam stratejisinin tamamı da zaten bu ismin argo anlamına odaklanmış durumda. İsim akılda kalıcı ve son derece çarpıcı. Özellikle iyi, kötü herkes şu sıralar bu gazeteden bahsediyor. Türkiye’de spor neredeyse tamamen futbol ile özdeşleşmiş durumda. Futbol başta olmak üzere tüm spor dallarında da erkek egemen bir ülkeyiz. Hal böyle olunca ülkemizde spor gazetesi okuyanların tamamına yakınının erkek olduğunun anlaşılmazı zor değil. İşte böyle bir atmosferde gazete yönetiminin kadınları karşısına rahatça alabildiğini düşünüyorum. Çünkü onlar hedef kitleleri değil. Var olan pazarda rakip gazetelerin müşterilerini ilk etapta çekebilmek için böyle bir markalaşmaya gittikleri ortada. Hatta ergenlik çağındaki futbol meraklısı erkek çocuklarından, yaşça daha yukarıdaki tüm erkekleri kapsadıkları belli oluyor. Eğitim seviyesi yukarıda olan erkekler bu gazeteye tepki gösterebilirler, ancak ülkemizdeki eğitim seviyesinin çok yüksek olmadığını düşünürsek, bunun bir etkisi olmaz. Geriye kalan erkekler zaten büyük bir kitleyi oluşturuyorlar ve bu kitlenin elinde AMK yazan bir gazete taşımaktan rahatsız olcaklarını sanmıyorum. Gene de bu bir markalaşma faciası. Bu kadınlara karşı bir hakaret. Erkek üstünlüğünün iğrenç bir yansıması. Kısa vadede başarılı olabilirler. Ama uzun vadede hüsrana uğrayacaklarını düşünüyorum. Böyle zorlama bir ismin üzerinden, ülkede herkesin bildiği bir küfüre odaklanan bir strateji ancak kısa vadede etki yaratabilir.

Şunu da eklemek istiyorum. Bugün AMK yok sattı. Neredeyse tüm bayilerdeki gazeteler tükenmiş. Bu bir süre devam eder diye düşünüyorum. İnsanlar merak alımları yapıyorlar. Fakat bu gazeteyi kimse gururla taşıyamaz. Bugün fark ettim ki aldığım gibi ismin gözükmemesine çalışıyorum. Bu tamamen bir refleksti. İstemsizce markayı kapattım. Peki bir daha alır mıyım? Asla. İşte bu yüzden uzun dönemde bir marka faciası sürpriz olmayacak. Bu facia bence Sözcü’yü de etkileyecek.