değişim

Pazarlamanın Kutup Yıldızı: Perakende Medya

Günlük hayatımızda birçok problemle karşılaşıyoruz. Hayatımız problem çözmekle geçiyor. Rocky Balboa filmindeki bence en iyi sözlerden biri tam da bu durumu analiz ediyor. Oğlu babasını eleştirdikten sonra, Rocky Balboa şu sözleri söylüyor:

“Dünya her zaman güllük gülistanlık değildir. Acımasız ve kötü bir yerdir. Ne kadar güçlü olduğun önemli değildir. İzin verirsen seni dizlerinin üstüne çökertir, sonsuza kadar orada kalmana sebep olur. Sen, ben, hiç kimse hayat kadar güçlü darbe vuramayız. Ama önemli olan ne kadar güçlü vurabildiğin değil, önemli olan o darbeyi yedikten sonra, ileri doğru gitmeye devam edip edemediğindir.”

Pazarlama da hayatın bir parçası. Her gün çeşitli problemlerle karşılaşıyoruz. Kafamızda sürekli cevaplanması gereken, çözüm bulunması gereken sorular var.

  • Müşterim kim?
  • Alım gücü zayıflayan tüketicileri nasıl ikna edebilirim?
  • Pazar payım ne kadar?
  • Nasıl kategoriden daha hızlı büyürüm?
  • Müşteriler neden rakip ürünleri tercih ediyor?
  • Kayıp müşterilerim kim?
  • Reklamların satışa etkisi nasıl?
  • Reklam bütçemi nasıl optimize edebilirim?

Bu sadece kafamızdaki soruların bir kısmı ve her gün yeni problemler etrafımızı sarıyor. Pazarlamacılar, zifiri karanlık bir problem çukuruna hapsolmuş durumda. Önümüzü görmüyoruz. Peki, bu durumda ne yapacağız? Eski öğretilerimiz bu çukurdan çıkmamızı sağlayacak mı? Aslında cevap vermemiz gereken soru, çukurda kalmayı mı tercih edeceğiz yoksa farklı seçenekleri mi arayacağız? Unutmayın, her zaman bir seçenek vardır. Hz. Yusuf’ta kardeşleri tarafından bir kuyuya atıldığı zaman, kimse onun ilerde Mısır’da firavundan sonra 2. adam olacağını bilmiyordu.

Rocky’nin de dediği gibi önemli olan ileri doğru gitmek, markamızı büyütmek. Ama artık geçmiş bilgilerimiz ilerlemeye ve yolumuzu aydınlatmaya yetmiyor. Kuyudan çıkmak istiyorsak, geçmişin karanlığında çözümü aramak yerine yukarıya bakmamız gerekiyor. Çünkü ancak yukarı bakanlar kutup yıldızını görebilir ve yolunu aydınlatabilir. Bana kalırsa pazarlamanın da kutup yıldızı: perakende medya.

Ama kutup yıldızını ancak geçmişten kurtularak, değişmeyi kabul ederek görebiliriz. Bu sebeple sihirli sözcük: değişim. Sevdiğim bir söz var: Karamsar rüzgardan şikayet eder, iyimser değişmesini bekler, gerçekçi ise yelkenlerini ona göre ayarlar. Şu anda yelkenlerimizi perakende medya rüzgarına göre ayarlama vakti!

Peki, Nedir Bu Perakende Medya?

“Medya” kelimesinin kökeni antik Yunanca’ya dayanır ve “İletişim” anlamına gelen “Medeia” ve “Medea” kelimlerinden türemiştir. Perakende medyanın multikanal (omnichannel) bir deneyim sunması, medya sektöründe önem kazanmasında büyük rol oynamıştır.

Perakende medya, perakendecilerin 1. parti verilerini perakende iletişim kanalları ile bağlayarak markaların büyümesine etki eden en yeni medya trendidir. Müşterilerin gerçek alışveriş verilerini analiz ederek, satın alma hunisinin her aşamasında markaların reklam yapmasını sağlar ve markaların görünürlüğünü arttırmayı ve satışlarını desteklemeyi amaçlar.

Markalar tüketici neredeyse orada görünür olmak ister. Yapılan tüm iletişim çalışmaları tüketicinin zihninde birer çentik atar. Ama unutmamak gerekiyor ki, kalbin ve beynin alışverişte olduğu anda akla gelindiği kadar varız. Alışveriş anı, aksiyon anıdır. Perakendecilerin eticaret ya da fiziki mağazalarında görünür olmak, istenmeyen bir anda karşımıza çıkan bir reklamdan her zaman daha dikkat çekicidir.

Perakendeciler Nasıl Medyacı Oldu?

Medya dünyası değişti. Burada öne çıkan başlıca değişimler arasında müşterilerin dijital ayak izinin takip edilmesinin zorlaşması, eticaret trafiklerinin artması, geleneksel medyanın reyting kaybetmesi gösterilebilir.

Perakende medya, aslında veriye dayalı pazarlamanın yepyeni bir kolu. Perakendecilerin değişen medya dünyasının yeni yıldızı olmasının etkeni ise ellerindeki müşteri verisi. Perakendiciler şu anda tv kanallarından çok daha fazla trafik alıyorlar ve bu müşterileri herkesten iyi tanıyorlar. Örneğin, perakendeciler sayesinde sosyal medyada kedi videosuna like atan kişilere ulaşmak yerine, evinde gerçekten kedisi olan müşterilere ulaşabiliyorsunuz.

Ayrıca yukarıda da söylediğim gibi reklamveren markalar müşteri neredeyse orada görünür olmak ister. Perakendeciler en doğru müşteriye, en doğru zamanda, en doğru iletişim kanalı üzerinden, en doğru reklam mesajını göstermeyi sağladığı için fark yaratıyorlar. Ayrıca hem bu kişiselleştirilmiş iletişimi yüksek hacimde yapabiliyorlar, hem de şeffaf bir şekilde ölçümleme sağlıyorlar. Yapılan reklamların satışa dönüşü anlık olarak raporlanabildiği için satış hedefleri doğru şekilde takip edilebiliyor.

Perakende medya şu anda medyanın 3. dalgası olarak adlandırılıyor. Geneleksel medyayı yıkan ilk dalga Google Search’tü, ikinci dalga sosyal medyanın doğuşu ve 3. dalga ise perakende medya. Emarketer’a göre 2024’te perakende medya hacminin dünya genelinde 148 milyar $, 2028’te ise 261 milyar $ olması bekleniyor. 2024’te pazarın %80’i ABD ve Çin’de dönüyor. ABD’de perakende medya harcamaları dijital medyanın %25’ine, toplam medyanın ise %15’ine gelmiş durumda. Dünyanın kalanında ise hala %5 seviyelerinde. 2 büyük ekonomiyi hariç tutarsak, hala yolun başındayız.

Şu anda dünya genelinde 600’den fazla perakende medya networkü (RMN) var. Perakende düşük marj ile çalışır. Perakendeciler sağladıkları fırsatlar sayesinde direkt ebitda’ya katkı sağlayan, yeni bir gelir fırsatı yarattılar. Reklamverenlerin adaptosyonu kadar, kendi yapılanmalarını medya şirketine dönüştürmek de tüm perakendeciler için bir değişim kararıdır. Başarı için doğru planlama, doğru yapılanma ve doğru organizasyon dönüşümlerinin yapılması gerekiyor.

Perakende medya networklerini, bu networkleri kullanan reklamveren markaları incelediğimde “teknoloji adaptasyon eğrisi” modeli ile benzerlik kurulabilir. Perakende medya ağları oluşturarak pazara giren ilk perakendeciler ve onları ilk kullanan markalar yenilikçilerdi (innovator), 2024’ü bitirirken geldiğimiz nokta ise bu gelişen fırsatı görerek, yolculuğa katılan yeni oyuncuları erken benimseyenler (early adopters) olarak isimlendirebiliriz. Pazar hala gelişmeye devam ediyor. Türkiye, Brezilya, Meksika ya da Avrupa’ya baktığımızda her geçen gün yeni perakendeciler kendi perakende medya ağlarını duyuruyor. Bu pazarlarda medyadan alınan pay ise hala %1-%7 arasında değişmekte. Asıl büyüme ise bu noktadan sonra başlayacak. Önümüzde bir hendek var, esas büyüme ve pazar büyüklüğü ise bu hendek aşıldıktan sonra bizi bekliyor.

Perakende Medya Kanaları Nedir?

Perakendecilerin sahip olduğu ve sahip oldukları veriler ile entegre edilebilen tüm reklam alanları perakende medya iletişim kanalıdır.

Onsite (Eticaret): Perakendecilerin app / web uygulamalarındaki banner ve search reklam alanlarını kapsar. Perakende medyası şu anda geleneksel arama reklam gelirlerini tehdit ediyor. ABD’de arama reklam harcamalarındaki büyümenin neredeyse tamamının perakende medyadan geldiği tahmin ediliyor. Mitchell-Wolf’a göre geleneksel arama yavaşlıyor. Jungle Scout verilerine göre ise, Amazon, ABD’de çevrimiçi alışverişe başlamak için en popüler platform olmaya devam ediyor ve geleneksel arama motorlarını geride bırakıyor.

Mağaza İçi (Instore): McKinsey’in raporuna göre tüketicilerin %80’i 2030 yılına kadar hala fiziki mağazalara gitmeye devam edecek. Perakendecilerin mağazalarındaki dijital ekranlar, güvenlik sensörleri, alışveriş arabaları vb tüketici ile temas eden tüm alanlar örnek olarak gösterilebilir.

Offside (Dijital Platformlar): Perakendecilerin sahip oldukları veriler ile entegre sosyal medya, google, programatik vb reklamları kapsar. Reklamverenler gerçek müşteri verilerinden oluşturdukları hedef kitleleri dijital platformlar üzerinden hedefler.

2025 Perakende Medya Öngörüleri

  1. Amazon, Apple, Google ve Meta gibi devler, dijital reklamcılıktaki paylarını 2008’teki %30,8 seviyesinden, %66,8’e çıkaracak. Ancak şu anda YouTube, Snapchat ve TikTok’un ABD kullanıcılarının %15’inden fazlasını çocuklar oluşturuyor, Bu sebeple bu büyüme daha fazla antitrust davaları ve çocukları koruma çabalarıyla karşı karşıya kalacak. Bu da perakende medya gelişimine katkı sağlayacak.
  2. Mağaza içi perakende medyası ise Türkiye’nin aksine ABD’de çok daha yavaş ilerliyor. Tahminlere göre, ABD mağaza içi perakende medya reklam harcamaları 2025’te sadece 540 milyon dolara ulaşacak ve toplam perakende medya harcamalarının sadece %0,8’ini oluşturacak.
  3. ABD’de perakende medya reklam harcamalarının %84’ünün Amazon veya Walmart’a gidiyor. Bu sebeple küçük perakendeciler zorlanıyor. Pazarda 600’den fazla perakende medya networkü olduğu için konsolidasyon bekleniyor.
  4. Emarketer’a göre 2024’ün 1. çeyreği ile 3. çeyreği arasında, marketing mix modeling (MMM) sunan perakendeci sayısı %50 arttış gösterdi. 2024 itibariyle perakendeciler, reklamverenlere gerçek satış verilerini kullanarak reklam etkinliğini ölçtükleri MMM ile en doğru medya planını sunmaya başladılar. 2025’te ABD’deki pazarlamacıların %61’i MMM’i daha iyi ve daha hızlı hale getirmek için strateji geliştirmeyi planladığını söylüyor, %30’u ise MMM’nin doğru karar almada en güvenilir yöntem olduğunu düşünüyor.
  5. Perakende medyanın başarısı, commerce media’nın (ticari medya) ortaya çıkışına zemin hazırladı. Reklam harcamaları büyümeye devam ederken, finans ve seyahat gibi sektörler de kendi 1st party verilerini paraya çevirmeye ve bu sektöre girmeye çalışıyor. 2025’te bu sektördeki oyuncuların artması bekleniyor. Ama bu alana giren perakende dışı birçok şirketi çeşitli zorluklar bekliyor. Reklamverenlerin, perakende dışı yeni sektörlerdeki bu oyuncularda anlamlı bir harcama yapma isteği henüz görülmüyor. Rekabet yüksek. Yeni oyuncular, reklamverenlerin kendi bütçe kısıtlamaları ve sınırlı kaynakları olduğu için fark yaratmak için güçlü bir değer önerisi sunmak zorunda.
  6. Microsoft ve Amazon gibi devler 2024’te GenAI reklam altyapılarını piyasaya sürdü. 2025 itibariyle yapay zeka tarafından yönlendirilen gelişmiş tahmin ve medya planlaması gibi kullanımların artması bekleniyor. Biz de Mlink perakende medya reklam teknolojimiz içinde yapay zeka destekli kreatif stüdyomuzun betasını Ekim ayında canlıya almıştık. Hedefleme tarafında ise 2025 yılı ikinci çeyreğinde canlıya alınacak geliştirmenizle birlikte markalar, sadece ürün ve kampanya amacı gibi bilgileri seçecekler. Bu bilgiler ışığında sistem en doğru hedef kitleyi markalara önerecek.
  7. Self service perakende medya reklam platformları kullanımı, ABD ve Çin’de olduğu kadar dünya genelinde yaygın değil. İnovatif markalar dışında hala perakendecilerden yönetim bekleniyor. 2025’te self service kullanımı artacak.
  8. Ölçümleme konusunda IAB perakende medya standartlarını oluşturdu. Reklamverenlerin de burada talepleri mevcut. Standard dijital reklam ölçümleri (ROAS, CTR, Viewbility vb) dışında iROAS gibi yeni ölçüm yaklaşımları yaygınlaşacak.
  9. Perakende networklerine entegre platform sayısı günden güne artırıyor. Perakendeciler ellerindeki müşteri verilerini, max satışa dönüş sağlayacak şekilde hedefleyebilecekleri, farklı reklam alanları/platformları arayışındalar. 2025’te başta CTV (connected TV) olmak üzere yeni mecra entegrasyonlarını göreceğiz. CTV kullanımı artmaya devam edecek.
  10. Perakende medya çoğu reklamveren tarafından sadece satış odaklı kullanılıyor. Pazarlama hunisindeki algılanan yeri, ne yazık ki, hala satın alma noktasında. Ancak perakendecilerin veri gücü ve iletişim kanalı çeşitliliği bunun çok daha fazlasını vaad ediyor. 2025 itibariyle reklamveren markalar bilinirlik, değerlendirme, karar verme gibi pazarlama hunisinin diğer aşamalarında da perakende medya kullanımını arttıracak. Full funnel iletişim kurgularını çok daha fazla göreceğiz.

Tesla’nın İlham Verici Vizyonu

Bir zamanlar, 19. yüzyılın sonlarında, sanayi devrimi dünyayı kasıp kavuruyordu. Buhar makineleri ve mekanik tezgahlar, insan gücünün yerini almaya başlamıştı. Fabrikalar, üretim hatlarını hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek için bu yeni teknolojilere yatırım yapıyordu. İşçiler, bu değişimden endişeliydi; makinelerin işlerini ellerinden alacağından korkuyorlardı. Ancak, zamanla anlaşıldı ki, bu makineler sadece iş gücünü tamamlıyor, insanların daha karmaşık ve yaratıcı işlere odaklanmasına olanak tanıyordu. Henry Ford, tam da bu sırada yenilikçi montaj hattını tanıtarak otomobil üretiminde devrim yarattı. Bu yenilik, üretim hızını artırdı ve maliyetleri düşürdü. İşçiler, daha kısa sürede daha fazla otomobil üretebiliyordu. Ford’un bu yeniliği, iş gücünün verimliliğini artırdı ve otomobillerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Şimdi, 21. yüzyılın ortalarına doğru ilerlerken, benzer bir dönüşümle karşı karşıyayız. Ancak bu sefer, sahnede robotlar ve yapay zeka var.

Ama tıpkı sanayi devriminde olduğu gibi, şu anda gelişen yeni teknolojiler başlangıç evresinde endişe ve dirençle karşılanıyor. İşçiler ve işverenler bu yeni teknolojilerin iş gücü üzerindeki etkilerini tartışıyor. Robotların, tekrarlayan ve fiziksel olarak zorlayıcı işleri üstlenerek, insanların daha stratejik ve yaratıcı işlere odaklanmasına olanak tanayacağı kesin. Peki ama sadece bu kadar mı?

Zamanla anlaşılacak bir gerçek var ki, robotlar ve yapay zeka, iş gücünü yok etmeyecek, aksine tamamlayacak ve zenginleştirecek. İçinde bulunduğumuz bir değişim ve dönüşüm yolculuğu. Bizler bu değişime ne kadar ayak uydurabileceğiz? Önemli olan tam olarak da bu sorunun cevabı. Çünkü bu değişim süreci sadece iş gücünü değil, aynı zamanda iş yapma biçimimiz de kökten değiştirecek.

Max McKeown’un da dediği gibi: “Değişim, kaçınılmazdır. İlerleme, bir seçimdir.”

Bu yazımda, 2 yıldır yakından takip ettiğim ve değişen dünyada öne çıkan bir firmaya odaklanacağım. ABD seçimlerinde Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin rüzgarını da arkasına alan Tesla, geleceği belirleyen en önemli firmalardan  biri. Ama, sakın yanılmayın. Tesla, sadece bir otomobil üreticisi değil, aynı zamanda geleceğin teknolojilerini şekillendiren bir inovasyon devi. Bu yazımda kaynak olarak yararlandığım ARK Investment’ın raporu, Tesla’nın 2029 yılına kadar, hisse başına 2.600 dolar değerine ulaşabileceğini öngörüyor. Bu tahmin, Tesla’nın gelecekteki potansiyelini ve büyüme stratejilerini gözler önüne seriyor.

Bu arada başlamadan önce belirtmek isterim ki, bu bir şirket analizi, değişim ve inovasyon yazısıdır. Bir yatırım tavsiyesi değildir.

Robotaksi Devrimi

ARK, Tesla’nın 2029 yılında firma değerinin ve kazançlarının neredeyse %90’ının robotaksi işinden geleceğini tahmin ediyor. Elektrikli araçlar ise toplam satışların yaklaşık dörtte birini ve Tesla’nın kazanç potansiyelinin yaklaşık %10’unu oluşturabileceği öngörülüyor. Ama robotaksi işinin çok daha yüksek marjlara sahip olacağı düşünülüyor. Tesla, Ekim ayında tamamen otonom çalışan, direksiyon ve pedalları olmayan, iki kişilik robotaksi aracını tanıttı. Organizasyonda verilen bilgiye göre Tesla’nın robotaksi hizmeti, araç sahiplerinin kullanmadıkları zamanlarda araçlarını bir yolculuk paylaşım ağına dahil ederek gelir elde etmelerini sağlayacak. Tesla, bu gelirlerden %25 ila %30 oranında komisyon alacak.

Tabii ki bu aşamada Uber’den de bahsetmek gerekiyor. Tesla ile Uber’in bu konuda rekabet mi edecekleri, yoksa birlikte mi hareket edecekleri çok tartışılıyor. Ancak Uber CEO’sunun da Elon Musk ile çok rekabet etmek istemediği görülüyor. Uber bu konudaki en büyük fırsatın iş birliği sağlamakta olduğunu açıkladı bile. Görünen o ki gelecekte Uber filosu içerisinde robotaksileri de göreceğiz.

Enerji Depolama ve Tesla Semi

Tesla’nın sabit enerji depolama büyümesinin araç büyümesini aşacağını ve 2029’da yaklaşık 850GWh enerji depolayacağı tahmin ediliyor. Ancak, piller sınırlayıcı bir faktör olursa, Tesla’nın daha yüksek bir yatırım getirisi sağlamak için robotaksilere öncelik vermesi muhtemel gözüküyor. Tesla, 2026 yılında Tesla Semi’yi ticarileştirmeyi planlıyor. Ancak ARK, Tesla Semi’nin önümüzdeki beş yıllık yatırım zaman diliminde Tesla’nın değerine önemli bir katkı sağlamayacağını düşünüyor.

Full Self-Driving (FSD) ve Lisanslama

Tesla şu anda FSD yazılımını otomobil üreticilerine lisanslamak için görüşmelerde bulunuyor. ARK, geleneksel otomotiv tasarım ve üretim zaman çizelgelerine dayanarak, FSD donanımlı Tesla dışı araçların yıllarca piyasaya çıkmayacağını düşünüyor. Yine de, otomobil üreticileri, tıpkı kablosuz güncellemeler gibi, belirli araç modellerinde FSD’yi denemek isteyeceklerdir.

Tesla’nın en önemli avantajı uzun süredir yollardan veri topluyor olması. Tesla, şimdiye kadar 1,3 milyar kümülatif FSD milini aşan veri avantajını kullanarak insan benzeri ve bazı durumlarda sıfır müdahale ile sürüş sağladığı gözlemleniyor. Araştırmalara göre, Tesla, Waymo’nun veri toplama hızının yaklaşık 110 katı hızla veri topluyor.

ARK’ın araştırmaları, FSD modundaki bir Tesla’nın insan sürücülü bir Tesla’dan yaklaşık 5 kat daha güvenli olduğunu ve yoldaki ortalama bir arabadan ise yaklaşık 16 kat daha güvenli olduğunu gösteriyor. Tesla’nın hızlandırılmış yazılım güncellemeleri, performans ve güvenliği artırıyor.

Tesla’nın önündeki tek engel ise şimdiye dek regülasyonlardı. Ancak Trump’ın başkan seçilmesi, Elon Musk ile aralarındaki yakın ilişki ve Trump’ın otonom sürüşü desteklemesi bu engeli de Tesla’nın aşaşacağını gösteriyor. Çıkan haberlere göre Trump, federal bir kanun çıkararak otonom sürücü yaygınlaştırmayı planlıyor. Bu da şirketin eyaletler nezdindeki problemlerini ortadan , FSD gelişimini hızlandıracak ve şirket değerlemesi kritik bir katkı sağlayacak.

Perakendede Robotların Kullanımı: Walmart Örneği

ARK araştırması, genelleştirilebilir insansı robotların, ölçeklendiğinde yaklaşık 24 trilyon dolarlık küresel bir gelir fırsatını temsil ettiğini ve bunun %50’sinin üretimde olduğunu gösteriyor. Ancak ben yazımda biraz perakende sektörüne odaklanmak istiyorum.

Robotların perakende sektöründe kullanımı, operasyonel verimliliği artırmak ve müşteri deneyimini iyileştirmek için büyük bir potansiyel sunuyor. Walmart, bu alanda öncü şirketlerden biri olarak, mağazalarında robotları kullanarak stok yönetimi, raf düzenleme ve envanter kontrolü gibi görevleri otomatikleştiriyor. Walmart, Symbotic robotlarını ABD genelindeki tüm dağıtım merkezlerine kurmayı planlıyor. Bu, 42 dağıtım merkezinin tamamında robotların kullanılacağı anlamına geliyor. Symbotic sistemleri, yüksek hızlı robotlar ve akıllı yazılımlar kullanarak envanteri organize ediyor ve optimize ediyor, böylece ürünlerin mağazalara hızlı ve sorunsuz bir şekilde ulaşmasını sağlıyor.

Walmart, 2026 yılına kadar mağazalarının yaklaşık %65’inin otomasyon yeteneklerine sahip olmasını bekliyor. Ayrıca, sipariş karşılama merkezlerindeki hacmin %55’inin otomatik tesisler aracılığıyla hareket edeceğini ve birim maliyet ortalamalarının yaklaşık %20 oranında düşebileceğini öngörüyor. Bu, Walmart’ın operasyonel maliyetlerini önemli ölçüde azaltacak ve karlılığını artıracaktır.

Walmart’ın robot kullanımı, iş gücü maliyetlerinde de büyük tasarruflar sağlaması bekleniyor. Ortalama ücret oranının saat başına 15 dolar olduğunu varsayarsak, Walmart’ın yıllık iş gücü maliyeti yaklaşık 100 milyar dolar seviyesinde diyebiliriz. İş gücünün yalnızca %1‘ini robotlarla değiştirmek, yıllık yaklaşık 660 milyon $ iş gücü tasarrufu sağlatabilir. İş gücünün %5‘ini robotlarla değiştirmek ise yıllık 3,3 milyar $ tasarruf sağlatabilir. Walmart, iş gücünün %35’inin robotlarla değiştirirse, yıllık 23 milyar $ iş gücü tasarrufuna ulaşabilir.

Değerleme

ARK’nın Tesla için 2029 yılı fiyat hedefi, yazımın başında da belirttiğim gibi, hisse başına 2.600 dolar. Boğa senaryoda 3.100 ve ayı senaryoda ise 2.000 dolar seviyelerinde bir hisse başı fiyata doğru değerlebileceğini öne sürüyorlar. Simülasyon modellerini de GitHub’da yayınlamışlar. İlgilenenler ARK’ın raporu üzerinden ulaşabilir.

(Bu bir yatırım tavsiyesi değildir.)

İlham Verici Bir Gelecek

Tesla’nın geleceği, sadece elektrikli araçlarla sınırlı değil. Robotaksi hizmetleri, enerji depolama çözümleri ve otonom sürüş teknolojileri ile Tesla, Elon Musk’ın liderliğinde geleceğin dünyasını şekillendirmeye devam ediyor. ARK’ın raporu, Tesla’nın potansiyelini ve gelecekteki başarılarını gözler önüne seriyor. Tesla’nın bu ilham verici yolculuğu aynı zamanda bir ders niteliğinde. Geleceğin, Tesla ile daha parlak ve heyecan verici olacağı kesin.


Referanslar

[1] https://www.ark-invest.com/articles/valuation-models/arks-tesla-price-target-2029

[2] Walmart adding Symbotic robots to warehouses throughout US – TechCrunch

[3] Walmart banks on stores, robots as it stokes e-commerce

[4] Walmart chases higher profits powered by warehouse robots and automated …

Hedefler

hedef

Geçenlerde fark ettim, 2013 yılına girerken 20 adet hedef koymuşum kendime ve sonra unutmuşum. Heralde hedeflerime son bakmamın üzerinden 6 ay geçmiştir. Kaçını gerçekleştirdim dersiniz? Çok değil, sadece yarısını… Ama en acısı, arasından bir tanesini bir daha gerçekleştirme şansımın olmaması.

Gizlim yok. Bir sürpriz yapacaktım ona. Onu, yani babamı, annemle beraber Büyükada’ya götüreceğimi, acele etmeden, saatlerce onlarla sohbet edeceğimi, anılarını dinleyeceğimi yazmışım. Fakat olmadı. Hastaydı ve yılın yarısında evden çıkmakta zorlandı. Ama götürebilirdim. Olmadı.

Bu yüzden size tavsiyem, eğer 2014 yılı için hedeflerinizi yazarsanız, onu saklamamanız. Bırakın en görünür yerde kalsın. Her sabah okuyun ya da her sabah baktığınız aynanın köşesine iliştiriverin. Ama mutlaka gözünüzün önünde olsun. Yazdıklarınız kağıt üzerinde kaldıktan sonra ne önemi var? Önemli olan yazılanların, siz bir yılı sonlandırırken maziye yazılmış olmasıdır. Siz de o zaman mutlu olursunuz, o zaman geçmiş gülümsetir yüzünüzü.

Peki ne yazacaksınız 2014 yılı hedeflerinize? Gelişiminiz, yaratmak istediğiniz değer, başarılar tabi ki önemli ve tabi ki üst sıralarda olması gereken maddeler. Ancak sakın sadece iş, kariyer, okul vb. maddelerle doldurmayın bir kağıdı. Aksine tasarladığınız ‘o an’larla, hayallerinizle, amaçlarınızla, sizi ve etrafınızdakileri güzelleştirecek, mutlu edecek şeylerle doldurun. Mesela sevdiğinizle kurduğunuz hayalleri yazın. Gelecek yıl, bu hayallerin kaçını gerçekleştirebilirsiniz? Unutmayın hayal kurmanın en güzel yanı, o hayalleri anılara dönüştürebilmektir. Bu da sizin elinizde. Fakat unutmayın, yazdıklarınız kendinize verdiğiniz sözlerdir aslında. Yapamayacağınız sözleri vermeyin. Ne kendinize ne de bir başkasına. Mesela ben bu konuda da başarılı olacağımı yazmışım hedeflerime. Ama çizdim üzerini. Olamadım. Hani bir söz vardır ya:

“Mutluyken söz verme, kızgınken cevap verme, üzgünken karar verme.”

Bu söz yaşam felsefelerinizden biri olsun. Susmanın, sessiz kalmanın değerini bilin. Konuşmadan önce  2 kere düşünün denir ya hani, bence 3-5 kere düşünmeli herkes. Konuşmak ya da bir kavgada haklı olmak önemli değildir. Önemli olan karşındakini kırmamaktır. Ne şimdi, ne de o an söylediğin bir laf veya verdiğin bir söz yüzünden daha sonra.

Bu arada söylediğim gibi ben bu cümleye hep uymaya çalışsam da, bir türlü tam anlamıyla beceremedim. Ama pes etmek yok. Çünkü değişim, sadece değişmek isteyenlerin başına gelir.

Farklı, Meraklı ve Dinç: Fikret Hakan

Böyle bir yazı yazmayı ya da bir blog açmayı hiç düşünmüyordum. Günlük tutmak bile hayatımın sadece bir yazında, ilkokul öğretmenimin günlük defteri hediye etmesiyle başlamıştı. Zaten o defteri de hiç bitiremedim, ama kısa bir süre de olsa bir şeyler yazdım. Arada sırada o defteri açıp tebessüm ettiğim olmuştur. Belki de sadece birkaç yılda bir.

fikret hakan

Fakat bugün, beni bu satırları yazmaya iten kişi Fikret Hakan. Okulumuzun sosyal sorumluluk seminerlerinden birine onur konuğu olarak gelmişti. Kendisi çok takip ettiğim bir edebiyatçı veya oyuncu değil; ama yine de saygı duyduğum bir isim. Onu dinlerken çok keyif aldım. Gözümü ayırmadan takip ettim. O kadar güzel ve o kadar doğal konuştu ki. Önce kendisinden ve yaptıklarından bahsetti. Sinemaya başladığı dönemde en az onun kadar yakışıklı ve yetenekli oyunculardan söz etti ve dedi ki:’Onlar şimdi yoklar. Bugüne hiçbiri kalmadı, sadece ben varım. Ben onlardan daha fazla mı yetenekliyim? Çok daha iyi bir oyuncu muyum? Ya da daha mı yakışıklıyım? Hayır. Ben sadece bulunduğum noktada kalmadım. Her zaman değiştim. Her zaman bir önce ortaya koyduğum karakterden farklısını yansıttım izleyiciye ve her zaman oyunumu güncelledim. Bulunduğunuz noktadan bir adım öteye ilerlemezseniz yok olursunuz. Sizi sevebilirler. Belki çok yakışıklısınızdır veya çok güzelsinizdir, ama bir yerden sonra bunlar yetmez. Yeteneklisinizdir ama kendinizi aşmazsanız veya geliştirmezseniz yetenekte yetmez. Benim sinemada olmadığım dönemde yeni bir yıldız doğurmuştu Yeşilçam. Genç kızlar salya sümük ağlıyorlardı onun için, bağırıyorlardı, resmen âşıktılar ona. O hep bu kitleye oynadı ve hiçbir zaman kendini aşmadı. Para tatlı geldi ama sonra onun için ağlayanlar onu ilk unutanlar oldu. Önemli olan sizi hep alkışlayan, seven insanların beğendiği oyunu ortaya koymak değil, önemli olan her seferinde ayrı kitlelere kendini beğendirebilmek. Oyunu farklı azınlıklar üzerinden geliştirmek. Sonunda her izleyici oyuncunun farklı bir yönünü, farklı bir özelliğini sever ve o oyunca ekranda yaşamaya devam eder.’

Bunu sadece oyunculuk olarak ta düşünmemek lazım. Her konuda insan kendini geliştirdiği ve farklı kitlelere sunduğu, sevdirdiği sürece hayatta kalır. Ama Fikret Hakan bir noktanın daha üzerinde durdu. Hayatta kalırlar ama nasıl kalır? Nasıl dinç ve genç kalınır? Fikret Hakan’a göre insan merak ettiği sürece genç kalır. Merakını kaybeden insan yaşayamaz, çabuk ölür. Her gün yeni bir şeyler öğrenmeye merak duymalı insan. Her gün kendini geliştirmeli. Yaşadığı sürece öğrenmeye istekli olmalı ve öğrenmeli. Hayata karşı bir merak duymayan insan ne kadar ayakta kalabilir ki? Amaçsızca ne kadar yaşanılabilir? Tabi bununla birlikte genç kalmak için çok hoş ve esprili bir önerisi daha var Fikret Hakan’ın. Diyor ki:’ Ben aynı zamanda nasıl genç kaldım biliyor musunuz? Sigarayı 3 yıl önce bıraktım. Hep merak ettim. Spor yaptım. Kokain, uyuşturucu asla kullanmadım. Ancak şunu da unutmayın çocuklar, rakıyı az için, suyu bol, şarabı yarım için ve paranız oldukça viski için.’Çok hoş değil mi? Ama sadece yarım saat-kırk beş dakika civarında konuşup aramızdan ayrılmıştı. Ardından ukala, sıkıcı, kendini beğenmiş, yüzündeki botokstan tüm mimikleri ölmüş bir kadın sahneye çıktı. Sanırım her zaman sonlar, başlangıcı kadar güzel olmayabiliyor.