Teknoloji

Modern Prometheus: Yapay Zeka ile Geleceği Aydınlatmak

Prometheus, Yunan mitolojisinde “önceden gören” anlamına gelen bir tanrıdır. Zeus, insanları ateşten mahrum bırakarak cezalandırır. Ancak, insanları seven ve onların yanında yer alan inatçı Titan Prometheus, pes etmez. Olympos’a çıkarak bir kamışın içine ateşi saklar ve insanlara götürür. İnsanların arasında parıldayan ateşi gören Zeus, öfkeyle karşılık verir ve dünyalar güzeli Pandora’yı insanların üzerine salar. Prometheus ise bu iyiliğinin bedeli olarak, zincirlerle kayaya bağlanarak karaciğerini bir kartala yedirme cezasına çarptırılır. Kartal yedikçe, karaciğer yeniden büyür ve bu döngü devam eder.

Dijital çağın hızlı akışında, adeta modern Prometheuslar olarak, ateşi yakalamak ve bu ışığı yaratıcı bir şekilde kullanmak zorundayız. Bugünün ateşi ve insanlığın geleceğini aydınlatacak en parlak ışıklardan biri ise yapay zeka.

Antik Yunan’da bir zamanlar dünyanın en eski bilgisayarlarından biri olan mekanizma, zamanın ve teknolojinin asla durmadığını bize hatırlatıyor. Biz de bu çağda, her dişli ve çarkın düzeni içinde ilerleyerek, teknolojiyi yaratıcı bir şekilde kullanmanın peşindeyiz.

Bilge bir filozofun dediği gibi: “Geleceği tahmin etmek için geçmişi bilmek gerekir.” Trendler geçmişten gelen öğretilerle birleşerek, güçlü bir vizyon oluşturmak için fırsatlar sunuyor. Unutmayın ki, başarı sadece teknolojik yeniliklerde değil, aynı zamanda insanların duygusal bağ kurabileceği, etkileyici ve anlamlı hikayelerde de yatar.

Her birimiz, kendi mitolojimizi ve hikayemizi yazma gücüne sahibiz. Şimdi gelin biz modern Prometheuslar olarak, yapay zeka ışığını takip edelim ve geleceği birlikte şekillendirelim. Bu sebeple, ben sizler için 30’dan fazla rapor/makale/haber okuyorak geniş bir özet toparladım.

1. Trump’ın Etkisi

Donald Trump’ın ABD Devlet Başkanı olarak seçilmesinin ardından, teknoloji dünyası ve global iş dünyası Trump yönetiminde nelerin beklediğine dair hazırlık yapmaya başladı. Çünkü Trump’ın teknoloji gelişiminin önünü açacağı ve yeni teknoloji geliştirmelerinde sıçramalar yaşanacağı  düşünülüyor. Teknoloji regulasyonlarını azaltma vaadinin inovasyonun önünü açacağı aşikar. Ama bu seçimin olası olumsuz tarafları neler?

  • Gümrük Tarifesi Önerileri: Trump’ın Çin’e karşı tutumu, teknoloji dünyası için en büyük bilinmezlerden biri. Trump, Çin’den ithal edilen ürünlere yeni gümrük vergileri koyacağını açıkladı ve Biden döneminde konan çip ambargosunun kapsamını genişletebilir. Trump’ın seçim açıklamalarına göre Çin’den ithal edilen ürünler için ise %60 ile %100 arasında ek bir vergi koyacağı ve ülkenin tüm ithalatlarına %10 veya %20 oranında bir vergi uygulayacağı bekleniyor. Bu ABD ekonomisi üzerinde büyük etkiler yaratacak. Tüketiciler, sadece vergi etkisiyle hane başına yıllık 7.600 dolara kadar ek maliyetlerle karşı karşıya kalacaklar ve bu da diğer mal ve hizmetleri satın almak için daha az paraya sahip olmalarına sebebiyet verecek.
  • Çin’deki Üretim: Amerikan teknoloji şirketlerinin birçoğunun üretim üssü Çin’de bulunuyor. Üretimin Çin’de kalmasının nedeni, bu kompleks ürünleri üretmek için gereken becerilerin topluca başka bir yerde bulunmasının zor olması.Bu sebeple, ABD’de üretime yönelik beceriler büyük bir sorun teşkil ediyor. Örneğin, Apple’ın kurucusu Steve Jobs, Başkan Obama ile yaptığı bir görüşmede 30 bin üretim mühendisine ihtiyaç duyduklarını belirtmişti.
  • Jeopolitik Meseleler: Yapay zeka, kısa sürede jeopolitik bir mesele haline geldi. ABD, Çin’e karşı yapay zeka geliştirmekte kullanılan çiplerle ilgili kapsamlı bir ambargo paketi devreye aldı. Dünyada çiplere erişim stratejik bir mesele haline geldi.
  • Enflasyon: Wells Fargo ekonomistleri Jay Bryson ve Michael Pugliese, bu politikanın çekirdek enflasyon oranını %2,7’den %4’e çıkaracağını tahmin ediyor. Fed ise muhtemelen enflasyonla mücadele etmek için faiz oranlarını arttıracak. Bu da Türkiye’ye ABD’den gelecek döviz girişi azalabilir. Ayrıca, ABD’deki olası ekonomik durgunluk, küresel yatırımcıların risk iştahını azaltabilir ve gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışlarına yol açabilir. Bu da Türkiye’ye yapılan yabancı yatırımları olumsuz etkileyebilir ve $/TL kurunun beklentilerin üstünde yükselmesine neden olabilir.
  • Güvenlik ve Etik: Trump kabinesi, Elon Musk’ın sahibi olduğu xAI gibi şirketlerle birlikte, Biden’ın AI Yasası’na karşı çıkarak, yapay zekayı düzenlemekte serbest bir yaklaşımı benimseyecek gibi gözüküyor. Ama bu durum, ilerleyen bölümlerde de detaylandıracağımız güvenlik, etik ve kötüye kullanım endişelerini arttırabilir.

2. Taşınabilir Cihazlar ve Mikroçipler

Pandami dönemi sonrasında insanlar çok daha fazla hareket halindeler. Dijital medya ile geçirilen zamanın büyümesi yavaşladı ve 2026’ya kadar büyüme hızının %4’e gerilemesi bekleniyor. Bu durum Özgür Alaz’ın Linkedin’den paylaştığı Accenture Life Trends 2025 raporunu hatırlattı bana. Yaşam, duygular ve insanların davranışları üzerinden yola çıkan raporda “Social Rewilding (Sosyal Yeniden Doğuş)” trendi, bunun nedenini gösteriyor. Özgür maddeyi şöyle açıklamış: “İnsanlar dijital dünyaya biraz ara verip fiziksel dünyada daha derin bağlantılar kurmaya çalışıyor. Dijital teknoloji hayatımızın bir parçası olarak kalacak olsa da, insanlar daha anlamlı ve fiziksel deneyimlere yöneliyor.”

Ama dijital medya tüketiminin kendi içine odaklandığımızda büyümenin, beklendiği üzere, daha çok tablet ve cep telefonlarında olduğu gözüküyor. 2024 itibariyle de yapay zeka artık cep telefonlarına girmiş durumda.

Cep telefonları ve içindeki aplikasyon dünyası mevcut haliyle çok verimsiz. Bir işi yapabilmek için çok fazla aplikasyon arasında gezmek, artık bir de Chat GPT gibi AI uygulamalarında yazılı komutlar ile sonuç almak gerekiyor. Bu temel problemler yapay zekanın telefonlara girmesiyle çözülmesi bekleniyor.

Cep telefonları artık yavaş yavaş sesli komutlara daha iyi yanıt vermeye başlayacak. Ayrıca yemek siparişi vermek, Uber’den araç çağırmak, seyahat planlaması yapmak, online bilet almak, buzdolabındaki yemeklerden yemek tarifi vermek gibi işleri kolay yapabilmeyi yapay zeka eklentili telefonlar sağlayacak. Sizi tanıdıkça sizin tüm davranışlarınızı ve yapmak istediklerinizi kişiselleştirilmiş bir şekilde yapay zekaya vasıtasıyla telefonlar yapacak.

Ama aslında en önemli kısım bunları telefonların merkezi bir clouda bağlanmadan yapacak olması. Bunları yapmayı sağlayan şeyler ise mikroçipler. Nvidia ve yapay zeka için çip pazarı üzerine çok şey yazıldı. Ama mobil telefonlardaki şu andaki en büyük oyuncu Qualcomm. Apple ‘da bu yöndeki çalışmalarını tamamladı ve yapay zeka eklentili ilk nesil iPhone 16’ları piyasaya sürdü. Pazar Apple ile çok daha hızlı büyüyecek. Çünkü 2 milyarın üstünde kullanıcı sayıları ve teknoloji yaygınlaştırma becerileriyle bu pazarda ciddi bir oyuncu olmak onlar için hiç zor değil.

Ama telefonlar bunu nasıl yapıyor? Normalde bilgisayarlarda CPU ve GPU kullanılıyor. Intel CPU tarafında yani klasik mikroçiplerde hala lider ama GPU’larda çok zayıf durumda. Bildiğiniz üzere bulut tarafındaki GPU’larda şu anda açık ara lider Nvidia. Yapay zeka kullanımı için OpenAI gibi tüm kuruluşlar ciddi bir şekilde GPU yatırımı yapıyorlar. Ama GPU’lar bilgisayarın da veri merkezlerinin de en pahalı ünitelerinden. Azure gibi en büyük veri merkezlerindeki bir serverda sadece 1 CPU varken, 8 tane GPU olması gerekiyor ve maliyeti CPU’ların yaklaşık 5 katı seviyede. Yani GPU’lara yaklaşık 20 kat daha fazla para harcanıyor.

Ama şimdi bilgisayarlarımızın ve mobil cihazlarımızın yapay zeka ünitesi haline gelmesiyle NPU (Neural Processing Unit)’lar hayatımıza girdi. Bu yeni çiplerin en temel avantajı ise gizlilik. Çünkü merkezdeki büyük bulut platformlarında çalışan yapay zeka platformlarını kullanmak için onlara her türlü veriyi sağlamamız gerekiyor. Kişisel bir kullanıcı kişisel bilgi, arzu ve isteklerini, kurumsal kullanıcılar ise kurum bilgilerini ve müşteri datalarını yapay zeka şirketleri ile paylaşmalı ki yapay zeka öneriler sunabilsin. Ama NPU’lar sayesinde buluta bilgiler gitmeden, yapay zeka taşınabilir cihazlarımızın içinde çalışabiliyor.

İkinci avantajı ise maliyet. Çünkü milyonlarca kullanıcıdan gelen verileri karşılamak için merkezi sistemler çok büyük GPU’lar kullanıyor. Bu da çok fazla enerji maliyeti doğuruyor. Bu yüzden şu anda bütün yapay zeka oyuncuları kendi nükleer santrallerini kurmak için girişimlere başladılar ve enerji maliyetlerini azaltmaya çalışıyor. Örneğin Microsoft’un Copilot’u kullanıcı başı 60 dolar seviyesinde alınabiliyor. NPU’lar sayesinde telefonlara dahil olan yapay zeka eklentileri için ek ücret ödemeyeceğiz.

Mikroçip dünyasındaki bir önemli gelişme ise Nvidia’a olan bağımlılık. Amazon ve Microsoft gibi büyük teknoloji firmaları, Nvidia gibi üçüncü parti mikroçipler yerine kendi mikroçiplerini üretmek için önemli adımlar atmış durumdalar. Bu firmaların stratejileri, maliyetleri düşürmek, performansı artırmak ve daha fazla kontrol sağlamak amacıyla kendi özel silikonlarını geliştirmek üzerine odaklanıyor.

Amazon, özellikle Amazon Web Services (AWS) aracılığıyla kendi mikroçiplerini geliştirme konusunda büyük adımlar attı. Amazon’un özel silikonları arasında Trainium ve Inferentia çipleri bulunuyor. Bu çipler, büyük yapay zeka modellerini eğitmek ve çalıştırmak için optimize edilmiştir. Amazon’un bu stratejisi, yüksek performans ve düşük maliyetle veri merkezlerinde çalışmayı hedefliyor.

Microsoft da benzer şekilde kendi özel silikonlarını geliştirme yolunda ilerliyor. Microsoft, OpenAI ile işbirliği yaparak Maia AI Accelerator gibi özel çipler geliştirdi. Bu çipler, bulut altyapısının performansını optimize etmek ve maksimum verimlilik sağlamak amacıyla tasarlandı. Microsoft’un bu stratejisi, bulut hizmetlerinde daha yüksek performans ve maliyet etkinliği sağlamak üzerine odaklanıyor.

Bu firmaların kendi mikroçiplerini geliştirme stratejileri, gelecekteki pazar konumlarını güçlendirecek ve rekabet avantajı sağlayacaktır. Özellikle yapay zeka ve bulut hizmetleri alanında, özel silikonların kullanımı, performans ve maliyet avantajları sunarak bu firmaların pazar paylarını artırmalarına yardımcı olacaktır. Ayrıca, bu stratejiler, firmaların daha fazla kontrol ve esneklik sağlamalarına olanak tanıyacak, bu da inovasyon ve hızlı adaptasyon yeteneklerini artıracaktır. Nvidia’ın pazar liderliği tabii ki devam edecek, ama %80’den aşağıya gelmesi kesin.

3. Yapay Zeka Ekonomisi

  • Makroekonomik Etkiler: Daron Acemoğlu makalesinde yapay zekanın makroekonomik etkilerini değerlendirirken, bu teknolojinin toplam faktör verimliliğini (TFP) %0.55 oranında artırabileceğini belirtiyor. Ancak, bu artışın tahmin edilenden daha düşük olabileceğini ifade ediyor. 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yapay zeka teknolojilerinin kullanımı nedeniyle ABD’nin GSYİH’si %2 oranında artmıştır. Ancak, bu tahminlerin bile abartılı olabileceği belirtiliyor, çünkü erken kanıtlar kolay öğrenilen görevlerden geliyor ve gelecekteki etkiler, karar verme sürecini etkileyen birçok bağlama bağlı faktörün olduğu zor öğrenilen görevlerden gelecek.
  • Ekonomik Eşitsizlik: Acemoğlu, yapay zekanın ekonomik eşitsizliği artırabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Büyük şirketlerin yapay zeka yatırımları sayesinde daha da büyüyeceğini ve bu durumun mevcut eşitsizlikleri derinleştireceğini belirtiyor. Örneğin, 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yapay zeka yatırımları yapan şirketlerin gelirleri %15 oranında artarken, bu şirketlerde çalışan düşük vasıflı işçilerin maaşları sadece %2 oranında artmıştır. Acemoğlu, yapay zekanın düşük becerili işçilerin belirli görevlerdeki verimliliğini artırsa bile, bu durumun eşitsizliği azaltmak yerine artırabileceğini öne sürüyor. Empirik olarak, yapay zekanın önceki otomasyon teknolojileri kadar eşitsizliği artırması olası görünmüyor çünkü etkisi demografik gruplar arasında daha eşit dağılıyor. Ancak, yapay zekanın işgücü gelir eşitsizliğini azaltacağına dair de bir kanıt yok. Ayrıca, yapay zekanın sermaye ve işgücü gelirleri arasındaki farkı genişletmesi bekleniyor.

Columbia Üniversitesi’nin “Artificial Intelligence & the Future of Work” raporu ve Harvard Universitesi’nin “Future of Business 2024: Exploring What’s Next for AI, Innovation, and the World of Work”raporlarında ise yapay zekanın iş gücü piyasasında yarattığı değişikliklerin, gelir eşitsizliğini artırabileceği ön görülüyor. Acemoğlu’nun söylediği gibi yüksek vasıflı işlerde çalışanlar, yapay zekanın getirdiği avantajlardan daha fazla faydalanırken, düşük vasıflı işlerde çalışanlar bu avantajlardan mahrum kalabilir düşüncesi hakim. Örneğin, 2024 yılına kadar, yüksek vasıflı işlerde çalışanların gelirlerinin %20 oranında artması beklenirken, düşük vasıflı işlerde çalışanların gelirlerinin %10 oranında azalması öngörülmektedir.

  • İstihdam: Harvard ve Colombia Üniversileri yapay zekanın iş gücü piyasasında yarattığı değişiklikler için, mevcut iş gücünün becerilerinin yeni iş gereksinimlerine uymamasına neden olabileceğini söylüyor. Bu durum, işsizliğin artmasına ve iş gücü piyasasında dengesizliklere yol açabilir. Örneğin, 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, iş gücünün %60’ı, mevcut becerilerinin gelecekteki iş gereksinimlerine uygun olmadığını düşünmektedir.

Acemoğlu, yapay zekanın iş dünyasına etkilerini değerlendirirken, bu teknolojinin iş gücü piyasasında önemli değişikliklere yol açabileceğini vurguluyor. Özellikle düşük vasıflı işçilerin işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor. Columbia ve Harvard Üniversitesi raporlarında da yapay zekanın otomasyon yetenekleri, bazı işlerin ortadan kalkması beklendiği yer alıyor. Özellikle tekrarlayan ve rutin işler, otomasyon tarafından devralınabilecek. Örneğin raporlarda, 2024 yılına kadar, düşük vasıflı işlerin %40’ının yapay zeka tarafından otomatikleştirilebileceği öngörülüyor. Ayrıca, 2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, şimdiden yapay zeka teknolojilerinin kullanımı nedeniyle ABD’de 1.2 milyon iş kaybı yaşanmış olduğu belirtiliyor. Acemoğlu, yapay zekanın mikroekonomik etkilerinin görev düzeyindeki maliyet tasarrufları ve verimlilik iyileştirmeleri tarafından yönlendirildiği sürece, makroekonomik sonuçların Hulten’in teoremi ile tahmin edilebileceğini ifade ediyor. Bu teorem, GSYH ve toplam verimlilik kazançlarının, yapay zeka tarafından etkilenen görevlerin oranı ve bu görevlerdeki ortalama maliyet tasarrufları ile tahmin edilebileceğini öne sürüyor.

  • Küresel Rekabet: Acemoğlu, yapay zekanın küresel rekabette önemli bir rol oynadığını ve ülkelerin bu teknolojiye yatırım yaparak rekabet avantajı elde edebileceğini belirtiyor. Çin’in yapay zekaya verdiği önemi ve bu alandaki stratejik hamlelerini örnek gösteriyor. 2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Çin’in yapay zeka yatırımları %30 oranında artmış ve bu alanda dünya lideri konumuna gelmiştir.
  • Küçük ve Orta Ölçekli Ülkeler: Google eski CEO’su Eric Schimidt, Economist için yazdığı değerlendirmede Singapur ve Ruanda hükümetleri tarafından hazırlanan “AI Playbook for Small States” raporuna atıfta bulunarak yapay zeka konusunda ABD ve Çin gibi kaynaklara sahip olmayan küçük ve orta ölçekli ülkeler için gereken stratejiler üzerinde durmuş.

Schimidt’e göre bu ülkeler, önemli ölçüde sermayeye veya yeterli ölçüde iş gücüne, tüketici pazar yapısına, nitelikli insan kaynağına sahip ve yapay zekâ konusunda talebin var olduğu aktörler. Ancak kaynak ve finansman eksikliği, veri / AI yeteneğine erişim ve  yönetişim politikaları geliştirme konularında zorlanıyorlar. Örneğin, Digital FOSS üyelerinin %70’i, yapay zeka projeleri için yeterli finansman bulmanın, %60’ı veri erişimi ve AI yeteneği eksikliğinin, %50’si ise AI yönetişim politikalarının oluşturulmasının karmaşık ve zaman alıcı olmasının en büyük zorlukları olduğunu belirtmiştir.

Çözüm Önerileri:

  • Eğitim ve Yeniden Eğitim Programları: İş gücünün yapay zekanın getirdiği yeni iş gereksinimlerine uyum sağlaması için eğitim ve yeniden eğitim programlarının geliştirilmesi gerekmektedir. Örneğin, Columbia Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi, yapay zeka ve veri bilimi alanında yeni eğitim programları başlatarak, öğrencilerin gelecekteki iş gereksinimlerine uygun beceriler kazanmalarını sağlamaktadır.
  • Beceri Geliştirme ve Uyumluluk: İş gücünün mevcut becerilerini geliştirmek ve yeni beceriler kazandırmak için beceri geliştirme programları uygulanmalıdır. Örneğin, bir teknoloji şirketi, çalışanlarına yapay zeka ve otomasyon konularında eğitim vererek, onların yeni iş gereksinimlerine uyum sağlamalarını sağlamaktadır.
  • Gelir Desteği ve Sosyal Güvenlik: Yapay zekanın iş gücü piyasasında yarattığı değişikliklerden olumsuz etkilenen çalışanlar için gelir desteği ve sosyal güvenlik programları geliştirilmelidir. Örneğin, bazı ülkeler, işsiz kalan çalışanlara geçici gelir desteği sağlayarak, onların yeni iş bulma sürecinde maddi olarak desteklenmelerini sağlamaktadır.
  • Küçük ve Orta Ölçekli Ülkeler: Bu nitelikteki ülkeler, Google’ın eski CEO’suna göre şu adımları izleyebilir:
  • Hindistan ve Endonezya gibi nüfusun büyük olduğu ülkelerde toplanan verinin daha etkin bir şekilde kullanılması gerekiyor. Hem yerel, hem dışarıdan insan kaynağı çekebilmek için insan kaynağına yatırım yapılmalı. Veri paylaşım anlaşmaları yaparak ve yerel üniversitelerde AI eğitim programları başlatmalılar. Raporda Ruanda’nın bunu yaptığı belirtiliyor.
  • Son olarak Singapur gibi OECD’nin AI prensiplerini benimseyerek ve yerel koşullara uyarlayarak AI yönetişim politikalarını oluşturmaları gerekiyor.
  • Yapay zeka değer zinciri içerisinde yazılım, veri merkezleri ve regülasyon olarak 3 ana dikey altında niş bulmalılar.

Ülkeler küçük olsa da atılan adımlar sonuç göstermektedir. Singapur’da yapay zeka projeleri, 2023 yılında %15 oranında ekonomik büyüme sağlamış. Ruanda’da yapay zeka destekli sağlık projeleri, sağlık hizmetlerine erişimi %20 oranında artırmış. Önemli olan bir yerden başlamak.

4. 5 Yapay Zeka Trendi

MIT‘nin “Five Key Trends in AI and Data Science for 2024” raporu ise üretken yapay zekanın ekonomik değeri ve iş süreçlerine entegrasyonu gibi konuları ele almaktadır. Rapor, yapay zekanın veri bilimi ile birleşerek nasıl daha güçlü ve etkili çözümler sunduğunu, bu çözümlerin iş dünyasında nasıl uygulandığını ve gelecekteki potansiyel gelişmeleri incelemektedir. Makalede 5 ana trendi aşağıda toparladım.

  • Generative AI sparkles but needs to deliver value: Üretken yapay zeka, büyük ilgi görmesine rağmen, henüz ekonomik değer yaratma konusunda tam anlamıyla başarılı olamamıştır. Şirketlerin bu teknolojiyi üretim süreçlerine entegre etmeleri ve çalışanlarını yeniden eğitmeleri gerekmektedir.
  • Explainable AI (XAI): Yapay zekanın karar verme süreçlerinin şeffaf ve anlaşılır olması gerekmektedir. Bu, kullanıcıların yapay zeka sistemlerine güven duymasını sağlayacak ve etik sorunları azaltacaktır.
  • Ethical AI: Yapay zekanın etik kullanımına yönelik artan bir talep bulunmaktadır. Şirketler, yapay zeka sistemlerinin adil, şeffaf ve sorumlu bir şekilde kullanılmasını sağlamak için stratejiler geliştirmelidir.
  • Automated Machine Learning (AutoML): Otomatik makine öğrenimi, veri bilimcilerin daha hızlı ve verimli modeller geliştirmesine olanak tanımaktadır. Bu, iş süreçlerinde verimliliği artırabilir ve maliyetleri düşürebilir.
  • Edge Computing: Veri işleme ve analizinin merkezi sunucular yerine veri kaynaklarına yakın yerlerde yapılması, gecikmeleri azaltabilir ve veri güvenliğini artırabilir.

Bu trendlerin her biri, iş dünyasında önemli değişimlere yol açabilir ve bu değişimlerin yönetimi için stratejiler geliştirilmesi gerekmektedir. Örneğin, üretken yapay zekanın ekonomik değer yaratma potansiyelini gerçekleştirebilmesi için şirketlerin bu teknolojiyi üretim süreçlerine entegre etmeleri ve çalışanlarını yeniden eğitmeleri gerekmektedir. Explainable AI ve Ethical AI trendleri, yapay zekanın şeffaf ve etik kullanımını sağlamak için stratejiler geliştirilmesini gerektirmektedir. Automated Machine Learning ve Edge Computing trendleri ise, iş süreçlerinde verimliliği artırmak ve maliyetleri düşürmek için yeni teknolojilerin entegrasyonunu gerektirmektedir.

5. Veri Güvenliği, Gizlilik ve Etik

MIT raporunda, yapay zekanın veri güvenliği, gizlilik ve etik konularındaki zorlukların üstesinden gelmek için ise aşağıdaki stratejiler tartışılmaktadır.

  • Gelişmiş Şifreleme Teknikleri: Artan veri miktarı ve karmaşıklığı, veri ihlalleri ve siber saldırılar için daha fazla fırsat yaratmaktadır. Özellikle hassas verilerin korunması büyük bir zorluk olarak öne çıkmaktadır. Örneğin, 2023 yılında yapılan bir ankete göre, şirketlerin %68’i son bir yıl içinde en az bir veri ihlali yaşamıştır. Veri güvenliğini artırmak için gelişmiş şifreleme tekniklerinin kullanılması önerilmektedir. Bu, verilerin hem depolama sırasında hem de iletim sırasında korunmasını sağlar. Örneğin, uçtan uca şifreleme kullanımı, veri ihlali riskini %50 oranında azaltabilir.
  • Veri Anonimleştirme ve Maskeleme: Kullanıcı gizliliğini korumak için veri anonimleştirme ve maskeleme tekniklerinin uygulanması gerekmektedir. Bu, hassas bilgilerin ifşa edilmesini önler. Örneğin, bir sağlık kuruluşu, hasta verilerini anonimleştirerek araştırma projelerinde kullanmış, veri ihlali durumunda ise hızlı bildirim yapabilmek için otomatik bir ihlal bildirim sistemi kurmuştur. Ancak, bu süreçler genellikle karmaşık ve maliyetlidir. MIT araştırmasına göre, anonimleştirme tekniklerinin uygulanması, veri analitiği projelerinin maliyetini %20 oranında artırabilir.
  • Sürekli İzleme ve Tehdit Tespiti: Veri ihlallerini ve siber saldırıları erken tespit etmek için sürekli izleme ve tehdit tespiti sistemlerinin kullanılması önerilmektedir. Örneğin, bir finans kuruluşu, sürekli izleme sistemleri sayesinde yıllık veri ihlali sayısını %30 oranında azaltmıştır.
  • Yasal ve Düzenleyici Uyumluluk: Şirketlerin, faaliyet gösterdikleri tüm bölgelerdeki veri koruma yasalarına ve düzenlemelerine uyum sağlamaları için kapsamlı bir uyumluluk stratejisi geliştirmeleri gerekmektedir. Örneğin, bir teknoloji şirketi, GDPR uyumluluğunu sağlamak için veri işleme süreçlerini yeniden yapılandırmış ve bu sayede Avrupa pazarındaki faaliyetlerini sürdürebilmiştir. GDPR’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte, şirketlerin %75’i veri işleme süreçlerini yeniden yapılandırmak zorunda kalmıştır.

Bu stratejiler, yapay zekanın iş gücü piyasasında yarattığı potansiyel risklerin üstesinden gelmek ve iş gücünün yeni iş gereksinimlerine uyum sağlamasını sağlamak için etkili çözümler sunmaktadır.

6. Bilim ve Sağlık Sektörü

Yapay zeka,bilimsel araştırmalar ve tıp alanlarında da önemli ilerlemeler kaydetmektedir. Daron Acemoğlu, yapay zekanın sağlık sektöründe geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu ve kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin mümkün hale geldiğini belirtiyor. Ancak, yapay zekanın sağlık sektöründeki karar alma süreçlerini sınırlayabileceği ve hasta güvenliğini riske atabileceği konusunda da uyarılarda bulunuyor. 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yapay zeka destekli teşhis sistemlerinin %85 doğruluk oranına sahip olduğu, ancak bazı durumlarda yanlış teşhislerin hasta güvenliğini tehlikeye attığı tespit edilmiştir.

2023’te öne çıkan yapay zeka destekli bilimsel başarılar arasında GraphCast gelişmiş hava tahmin sistemleri ve GNoME yeni malzeme keşif algoritmaları bulunmaktadır.

Stanford University’nin “Artificial Intelligence Index Report 2024” raporunda yapay zekanın bilim ve tıp dünyasındaki potansiyel gelişmeleri ve bu gelişmelerin ekonomik ve toplumsal etkileri hakkında daha detaylı bilgiler detaylandırılmış. Ama öncesinde GraphCast ve GNoME hakkında biraz detay vermek istiyorum.

GraphCast: Gelişmiş Hava Tahmin Sistemi

GraphCast, Google DeepMind tarafından geliştirilen ve hava tahminlerinde devrim yaratan bir yapay zeka modelidir. Bu model, hava koşullarını 10 güne kadar önceden tahmin edebilme yeteneğine sahiptir ve bunu mevcut endüstri standartlarından çok daha hızlı ve daha doğru bir şekilde yapar. GraphCast, hava tahminlerini sadece bir dakikadan kısa bir sürede yapabilirken, mevcut sistemler bu tahminleri yapmak için saatlerce süren süper bilgisayar hesaplamalarına ihtiyaç duyar.

GraphCast, hava tahminlerinde kullanılan geleneksel sayısal hava tahmin (NWP) yöntemlerinden farklı olarak, fiziksel denklemler yerine veri kullanarak tahmin yapar. Bu model, onlarca yıllık tarihsel hava verileri üzerinde eğitilmiştir ve Dünya’nın hava koşullarının nasıl evrildiğini öğrenmiştir. GraphCast, siklonların izlerini daha doğru bir şekilde tahmin edebilir, sel riskiyle ilişkili atmosferik nehirleri tanımlayabilir ve aşırı sıcaklıkların başlangıcını öngörebilir. Bu yetenekler, daha iyi hazırlık sayesinde hayat kurtarma potansiyeline sahiptir.

GNoME: Malzeme Keşif Algoritması

GNoME (Graph Networks for Materials Exploration), Google DeepMind tarafından geliştirilen ve yeni malzemelerin keşfini hızlandıran bir derin öğrenme aracıdır. GNoME, yeni malzemelerin stabilitesini tahmin ederek keşif sürecini hem hızlandırır hem de daha verimli hale getirir. Bu model, 2.2 milyon yeni kristal keşfetmiş olup, bunların 380.000’i en stabil olanlar arasında yer almaktadır. Bu stabil kristaller, gelecekteki teknolojiler için umut verici adaylar olarak görülmektedir.

GNoME, malzeme keşfinde iki ana boru hattı kullanır: yapısal boru hattı ve bileşimsel boru hattı. Yapısal boru hattı, bilinen kristallere benzer yapılar oluştururken, bileşimsel boru hattı kimyasal formüllere dayalı daha rastgele bir yaklaşım izler. GNoME’nin tahminleri, araştırma topluluğuna sunulmuş olup, bu kaynakların inorganik kristaller üzerine yapılan araştırmaları ileriye taşıması ve makine öğrenimi araçlarının deneyler için rehber olarak kullanılmasının vaatlerini gerçekleştirmesi umulmaktadır.

Bu iki gelişmiş yapay zeka modeli, hava tahminleri ve malzeme keşfi alanlarında büyük ilerlemeler kaydetmiş olup, ekonomik ve toplumsal etkileri önemli ölçüde artırma potansiyeline sahiptir.

Stanford‘ın raporda yazdığıekonomik ve toplumsal etkiler:

  • Ekonomik Etkiler:

Yapay zeka destekli tedavi yöntemleri, geleneksel tedavilere göre daha yüksek fiyatlarla sunulmakta ve bu da ilaç gelirlerini artırmaktadır. Örneğin, hassas tedaviler, geleneksel ilaçlara göre ortalama 7 kat daha yüksek fiyatlarla sunulmaktadır. Bu durum, ilaç şirketlerinin gelirlerini önemli ölçüde artırmakta ve sağlık sektöründe ekonomik büyümeyi teşvik etmektedir. Ayrıca, yapay zeka, araştırma ve geliştirme süreçlerini hızlandırarak, yeni tedavi yöntemlerinin daha kısa sürede piyasaya sürülmesini sağlamaktadır. Bu da sağlık hizmetleri harcamalarının azalmasına ve ekonomik verimliliğin artmasına katkıda bulunmaktadır.

Yapay zeka, sağlık hizmetlerinin maliyetlerini düşürerek, daha geniş bir kitleye erişim sağlamaktadır. Örneğin, yapay zeka destekli teşhis ve tedavi sistemleri, hastaların daha hızlı ve doğru bir şekilde teşhis edilmesini sağlamakta ve bu da tedavi maliyetlerini azaltmaktadır. Bu durum, sağlık hizmetlerine erişimi artırarak, toplumsal sağlık düzeyini yükseltmektedir.

  • Toplumsal Etkiler:

Yapay zeka destekli tedavi yöntemleri, yaşam kalitesini artırmakta ve hastalıkların etkin bir şekilde tedavi edilmesini sağlamaktadır. Örneğin, nadir hastalıkların tedavisinde yapay zeka destekli yöntemler kullanılmakta ve bu sayede hastaların yaşam kalitesi önemli ölçüde iyileştirilmektedir. Yapay zeka, sağlık hizmetlerine erişimi artırarak, toplumsal eşitsizliklerin azaltılmasına katkıda bulunmaktadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde, yapay zeka destekli sağlık hizmetleri sayesinde daha fazla insan kaliteli sağlık hizmetlerine erişim sağlamaktadır.

Yapay zeka, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırarak, hastaların daha iyi bakım almasını sağlamaktadır. Örneğin, yapay zeka destekli teşhis sistemleri, doktorların daha doğru teşhis koymasına yardımcı olmakta ve bu da tedavi sürecinin etkinliğini artırmaktadır. Bu durum, hastaların daha hızlı iyileşmesini sağlamakta ve sağlık hizmetlerinin genel kalitesini yükseltmektedir.

Bu gelişmeler, yapay zekanın bilimsel araştırmalar ve tıp alanlarında büyük bir potansiyele sahip olduğunu ve bu potansiyelin ekonomik ve toplumsal etkilerinin önemli olduğunu göstermektedir.

Sağlık üzerine konuşmuşken, Stanford AI Lab’ın başında olan ve büyük dil modellerinin kurucularından sayılan Fei-Fei Li anılarında hemşirelerin yapay zeka ile ilgili itirazlarını kaleme almıştı. Fei-Fei, ilk yapay zeka uygulama projesini ABD’deki büyük bir hastanede hemşirelerin iş süreçlerini iyileştirmek için yapıyormuş. Ancak proje başlamadan hemşireler, mahremiyet ve sonuçların aleyhlerine kullanılabileceği endişesiyle ayaklanmışlar. Fei-Fei, proje süreçlerini yeniden tasarlayarak ve hemşirelerle konuşup anlaşarak projeyi gerçekleştirebilmiş. Bu durum, iyi bir yapay zeka tasarımcısı olmanın, teknik bilgi kadar uygulamaya taraf olanların dertlerini anlamaktan da geçtiğini gösteriyor.

Ama şu anda durdurulamayan itirazlar da var.  Amerikalı hemşireler, geçen aylarda San Francisco’daki Kaiser Permanente Tıp Merkezi önünde yapay zekayı protesto ettiler.

Kaliforniya Hemşireler Birliği Başkanı Michelle Gutierrez-Vo, yapay zekânın kontrolsüz kullanımının hemşirelik mesleğini değersizleştirdiğini belirtti. Hemşireler Birliği’nin direktörü Bonnie Castillo, Kasım ayında bir yapay zeka forumunda, yapay zekanın sağlık sektöründeki karar alma süreçlerini sınırladığını ve hasta güvenliğini riske attığını vurguladı. Kaiser Permanente Tıp Merkezi yetkilileri ise yapay zeka araçlarının hemşirelerin işlerini daha iyi yapmalarına yardımcı olduğunu ve son kararın insanlar tarafından alındığını savundu.

7. Robotlar

MIT‘nin “What’s Next for AI in 2024” raporunda ise, çok görevli robotlar (multi-task robots) hakkında detaylı bilgiler ve örnekler sunulmaktadır.

MIT, çok görevli robotları, birden fazla görevi yerine getirebilecek şekilde tasarlanmış ve geliştirilmiş robotlar olarak tanımlamış. Bu robotlar, fabrika ve ev kullanımı için daha esnek ve çok yönlü olacak şekilde programlanmıştır. MIT’nin Improbable AI Lab tarafından geliştirilen HiP (Compositional Foundation Models for Hierarchical Planning) adlı yeni bir multimodal framework, bu robotların daha karmaşık planlar yapmasına ve uygulamasına yardımcı olmaktadır.

Çok görevli robotlar, endüstriyel üretimde verimliliği artırarak maliyetleri düşürebilir. Örneğin, bir fabrikada hem montaj hem de kalite kontrol görevlerini yerine getirebilen bir robot, iş gücü maliyetlerini %30 oranında azaltabilir. “ilk kirli tabağı al” veya “o tabağı süngerle yıka” gibi adımları içeren detaylı komutları yerine getirebilirler.

Ev kullanımı için geliştirilen robotlar, yaşlı ve engelli bireylerin günlük yaşamlarını kolaylaştırarak toplumsal eşitsizliklerin azaltılmasına katkıda bulunabilir. Örneğin, ev işlerini yapabilen bir robot, yaşlı bireylerin bağımsız yaşamalarını sağlayabilir.

Yavuz Selim Şen’in “Asya Pasik Raporu” isimli haftalık bülteni her hafta şahane bilgiler içeriyor. 99. bültende Çin’in endüstriyel robot teknolojilerinin benimsenmesinde Almanya ve Japonya’yı geride bıraktığı yer alıyordu. World Robotics 2024 raporuna göre Çin, robotların fabrika çalışanlarına oranında Güney Kore ve Singapur’un ardından 3. sırada yer alıyor. Çin 10.000 çalışan başına düşen robot sayısını 402’den 470’e çıkarmış. Güney Kore, 10.000 çalışan başına 1.012 robot oranıyla şu anda dünya lideri, Singapur ise 770 robotla ikinci sırada yer alıyor.

Tesla’nın Vizyonu isimli yazımda robotları ve özellikle perakende de kullanımını detaylı olarak yazmıştım. Okumadıysanız, onu da okumanızı tavsiye ederim. Tesla’nın Optimus robotlarını kullanarak Walmart, mağazalarında operasyonel verimliliği arttırmayı ve müşteri deneyimini iyileştirmeyi planlıyor. İş gücünün yalnızca %1’ini robotlarla değiştirmek, yıllık yaklaşık 660 milyon dolar iş gücü tasarrufu sağlatabilir. Bu bile potansiyel etkiyi tarif etmeye yeterli.

Sonuç olarak, yapay zeka, modern dünyanın en parlak ışıklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Tıpkı Prometheus’un insanlığa ateşi getirmesi gibi, biz de yapay zekanın sunduğu imkanları kullanarak geleceği şekillendirebiliriz. Teknolojinin hızla ilerlediği bu çağda, yapay zekanın potansiyelini anlamak ve onu yaratıcı bir şekilde kullanmak, hem bireysel hem de toplumsal olarak büyük fırsatlar sunuyor. Gelin, bu dijital devrimin bir parçası olalım ve yapay zekanın ışığında daha aydınlık bir geleceğe adım atalım.

Kaynaklar

[1] Five Key Trends in AI and Data Science for 2024 – MIT Sloan Management …

[2] Artificial Intelligence & the Future of Work

[3] Future of Business 2024: Exploring What’s Next for AI, Innovation, and …

[4] AI Index Report 2024 – Artificial Intelligence Index

[5] Data Readiness for the AI Revolution

[6] Research: How Gen AI Is Already Impacting the Labor Market

[7] GraphCast: AI model for faster and more accurate global weather forecasting

[8] AI beats top weather forecasting computers | World Economic Forum

[9] Millions of new materials discovered with deep learning

[10] What’s next for AI in 2024 | MIT Technology Review

[11] Multiple AI models help robots execute complex plans more … – MIT News

[12] Asya Pasifik Raporu

[13] Activate Technology & Media Outlook 2025

[14] Teknoloji Dünyası Trump’a Hazırlanıyor I Global İşler

[15] IMDA AI Playbook for Small States

[16] First AI Playbook for Small States to shape inclusive global AI …

[17] Middle Powers Can Thrive In The Age Of AI I Eric Schmidt

[18] State of AI

[19] The Simple Macroeconomics of AI.pdf

[20] Rebalancing AI-Daron Acemoglu Simon Johnson

[21] MIT Professor Daron Acemoglu Sounds the Alarm on AI Frenzy – Open Data Science – Your News Source for AI, Machine Learning & more

[22] Daron Acemoğlu’nun T24 konuşmaları: Yapay zekâdan hukuk devletine, ekonomi politikalarından siyasete, ne düşünüyor, hangi önerilerde bulunuyor?

[23] Conversation with Daron Acemoglu on AI, automation and skills

[24] Accenture Life Trends

[25] Inside the AI chip race: Amazon’s strategy vs. Microsoft and Google

[26] Microchips – their past, present and future – The World Economic Forum

[27] The Download: the future of chips, and investing in US AI

Tesla’nın İlham Verici Vizyonu

Bir zamanlar, 19. yüzyılın sonlarında, sanayi devrimi dünyayı kasıp kavuruyordu. Buhar makineleri ve mekanik tezgahlar, insan gücünün yerini almaya başlamıştı. Fabrikalar, üretim hatlarını hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek için bu yeni teknolojilere yatırım yapıyordu. İşçiler, bu değişimden endişeliydi; makinelerin işlerini ellerinden alacağından korkuyorlardı. Ancak, zamanla anlaşıldı ki, bu makineler sadece iş gücünü tamamlıyor, insanların daha karmaşık ve yaratıcı işlere odaklanmasına olanak tanıyordu. Henry Ford, tam da bu sırada yenilikçi montaj hattını tanıtarak otomobil üretiminde devrim yarattı. Bu yenilik, üretim hızını artırdı ve maliyetleri düşürdü. İşçiler, daha kısa sürede daha fazla otomobil üretebiliyordu. Ford’un bu yeniliği, iş gücünün verimliliğini artırdı ve otomobillerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Şimdi, 21. yüzyılın ortalarına doğru ilerlerken, benzer bir dönüşümle karşı karşıyayız. Ancak bu sefer, sahnede robotlar ve yapay zeka var.

Ama tıpkı sanayi devriminde olduğu gibi, şu anda gelişen yeni teknolojiler başlangıç evresinde endişe ve dirençle karşılanıyor. İşçiler ve işverenler bu yeni teknolojilerin iş gücü üzerindeki etkilerini tartışıyor. Robotların, tekrarlayan ve fiziksel olarak zorlayıcı işleri üstlenerek, insanların daha stratejik ve yaratıcı işlere odaklanmasına olanak tanayacağı kesin. Peki ama sadece bu kadar mı?

Zamanla anlaşılacak bir gerçek var ki, robotlar ve yapay zeka, iş gücünü yok etmeyecek, aksine tamamlayacak ve zenginleştirecek. İçinde bulunduğumuz bir değişim ve dönüşüm yolculuğu. Bizler bu değişime ne kadar ayak uydurabileceğiz? Önemli olan tam olarak da bu sorunun cevabı. Çünkü bu değişim süreci sadece iş gücünü değil, aynı zamanda iş yapma biçimimiz de kökten değiştirecek.

Max McKeown’un da dediği gibi: “Değişim, kaçınılmazdır. İlerleme, bir seçimdir.”

Bu yazımda, 2 yıldır yakından takip ettiğim ve değişen dünyada öne çıkan bir firmaya odaklanacağım. ABD seçimlerinde Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin rüzgarını da arkasına alan Tesla, geleceği belirleyen en önemli firmalardan  biri. Ama, sakın yanılmayın. Tesla, sadece bir otomobil üreticisi değil, aynı zamanda geleceğin teknolojilerini şekillendiren bir inovasyon devi. Bu yazımda kaynak olarak yararlandığım ARK Investment’ın raporu, Tesla’nın 2029 yılına kadar, hisse başına 2.600 dolar değerine ulaşabileceğini öngörüyor. Bu tahmin, Tesla’nın gelecekteki potansiyelini ve büyüme stratejilerini gözler önüne seriyor.

Bu arada başlamadan önce belirtmek isterim ki, bu bir şirket analizi, değişim ve inovasyon yazısıdır. Bir yatırım tavsiyesi değildir.

Robotaksi Devrimi

ARK, Tesla’nın 2029 yılında firma değerinin ve kazançlarının neredeyse %90’ının robotaksi işinden geleceğini tahmin ediyor. Elektrikli araçlar ise toplam satışların yaklaşık dörtte birini ve Tesla’nın kazanç potansiyelinin yaklaşık %10’unu oluşturabileceği öngörülüyor. Ama robotaksi işinin çok daha yüksek marjlara sahip olacağı düşünülüyor. Tesla, Ekim ayında tamamen otonom çalışan, direksiyon ve pedalları olmayan, iki kişilik robotaksi aracını tanıttı. Organizasyonda verilen bilgiye göre Tesla’nın robotaksi hizmeti, araç sahiplerinin kullanmadıkları zamanlarda araçlarını bir yolculuk paylaşım ağına dahil ederek gelir elde etmelerini sağlayacak. Tesla, bu gelirlerden %25 ila %30 oranında komisyon alacak.

Tabii ki bu aşamada Uber’den de bahsetmek gerekiyor. Tesla ile Uber’in bu konuda rekabet mi edecekleri, yoksa birlikte mi hareket edecekleri çok tartışılıyor. Ancak Uber CEO’sunun da Elon Musk ile çok rekabet etmek istemediği görülüyor. Uber bu konudaki en büyük fırsatın iş birliği sağlamakta olduğunu açıkladı bile. Görünen o ki gelecekte Uber filosu içerisinde robotaksileri de göreceğiz.

Enerji Depolama ve Tesla Semi

Tesla’nın sabit enerji depolama büyümesinin araç büyümesini aşacağını ve 2029’da yaklaşık 850GWh enerji depolayacağı tahmin ediliyor. Ancak, piller sınırlayıcı bir faktör olursa, Tesla’nın daha yüksek bir yatırım getirisi sağlamak için robotaksilere öncelik vermesi muhtemel gözüküyor. Tesla, 2026 yılında Tesla Semi’yi ticarileştirmeyi planlıyor. Ancak ARK, Tesla Semi’nin önümüzdeki beş yıllık yatırım zaman diliminde Tesla’nın değerine önemli bir katkı sağlamayacağını düşünüyor.

Full Self-Driving (FSD) ve Lisanslama

Tesla şu anda FSD yazılımını otomobil üreticilerine lisanslamak için görüşmelerde bulunuyor. ARK, geleneksel otomotiv tasarım ve üretim zaman çizelgelerine dayanarak, FSD donanımlı Tesla dışı araçların yıllarca piyasaya çıkmayacağını düşünüyor. Yine de, otomobil üreticileri, tıpkı kablosuz güncellemeler gibi, belirli araç modellerinde FSD’yi denemek isteyeceklerdir.

Tesla’nın en önemli avantajı uzun süredir yollardan veri topluyor olması. Tesla, şimdiye kadar 1,3 milyar kümülatif FSD milini aşan veri avantajını kullanarak insan benzeri ve bazı durumlarda sıfır müdahale ile sürüş sağladığı gözlemleniyor. Araştırmalara göre, Tesla, Waymo’nun veri toplama hızının yaklaşık 110 katı hızla veri topluyor.

ARK’ın araştırmaları, FSD modundaki bir Tesla’nın insan sürücülü bir Tesla’dan yaklaşık 5 kat daha güvenli olduğunu ve yoldaki ortalama bir arabadan ise yaklaşık 16 kat daha güvenli olduğunu gösteriyor. Tesla’nın hızlandırılmış yazılım güncellemeleri, performans ve güvenliği artırıyor.

Tesla’nın önündeki tek engel ise şimdiye dek regülasyonlardı. Ancak Trump’ın başkan seçilmesi, Elon Musk ile aralarındaki yakın ilişki ve Trump’ın otonom sürüşü desteklemesi bu engeli de Tesla’nın aşaşacağını gösteriyor. Çıkan haberlere göre Trump, federal bir kanun çıkararak otonom sürücü yaygınlaştırmayı planlıyor. Bu da şirketin eyaletler nezdindeki problemlerini ortadan , FSD gelişimini hızlandıracak ve şirket değerlemesi kritik bir katkı sağlayacak.

Perakendede Robotların Kullanımı: Walmart Örneği

ARK araştırması, genelleştirilebilir insansı robotların, ölçeklendiğinde yaklaşık 24 trilyon dolarlık küresel bir gelir fırsatını temsil ettiğini ve bunun %50’sinin üretimde olduğunu gösteriyor. Ancak ben yazımda biraz perakende sektörüne odaklanmak istiyorum.

Robotların perakende sektöründe kullanımı, operasyonel verimliliği artırmak ve müşteri deneyimini iyileştirmek için büyük bir potansiyel sunuyor. Walmart, bu alanda öncü şirketlerden biri olarak, mağazalarında robotları kullanarak stok yönetimi, raf düzenleme ve envanter kontrolü gibi görevleri otomatikleştiriyor. Walmart, Symbotic robotlarını ABD genelindeki tüm dağıtım merkezlerine kurmayı planlıyor. Bu, 42 dağıtım merkezinin tamamında robotların kullanılacağı anlamına geliyor. Symbotic sistemleri, yüksek hızlı robotlar ve akıllı yazılımlar kullanarak envanteri organize ediyor ve optimize ediyor, böylece ürünlerin mağazalara hızlı ve sorunsuz bir şekilde ulaşmasını sağlıyor.

Walmart, 2026 yılına kadar mağazalarının yaklaşık %65’inin otomasyon yeteneklerine sahip olmasını bekliyor. Ayrıca, sipariş karşılama merkezlerindeki hacmin %55’inin otomatik tesisler aracılığıyla hareket edeceğini ve birim maliyet ortalamalarının yaklaşık %20 oranında düşebileceğini öngörüyor. Bu, Walmart’ın operasyonel maliyetlerini önemli ölçüde azaltacak ve karlılığını artıracaktır.

Walmart’ın robot kullanımı, iş gücü maliyetlerinde de büyük tasarruflar sağlaması bekleniyor. Ortalama ücret oranının saat başına 15 dolar olduğunu varsayarsak, Walmart’ın yıllık iş gücü maliyeti yaklaşık 100 milyar dolar seviyesinde diyebiliriz. İş gücünün yalnızca %1‘ini robotlarla değiştirmek, yıllık yaklaşık 660 milyon $ iş gücü tasarrufu sağlatabilir. İş gücünün %5‘ini robotlarla değiştirmek ise yıllık 3,3 milyar $ tasarruf sağlatabilir. Walmart, iş gücünün %35’inin robotlarla değiştirirse, yıllık 23 milyar $ iş gücü tasarrufuna ulaşabilir.

Değerleme

ARK’nın Tesla için 2029 yılı fiyat hedefi, yazımın başında da belirttiğim gibi, hisse başına 2.600 dolar. Boğa senaryoda 3.100 ve ayı senaryoda ise 2.000 dolar seviyelerinde bir hisse başı fiyata doğru değerlebileceğini öne sürüyorlar. Simülasyon modellerini de GitHub’da yayınlamışlar. İlgilenenler ARK’ın raporu üzerinden ulaşabilir.

(Bu bir yatırım tavsiyesi değildir.)

İlham Verici Bir Gelecek

Tesla’nın geleceği, sadece elektrikli araçlarla sınırlı değil. Robotaksi hizmetleri, enerji depolama çözümleri ve otonom sürüş teknolojileri ile Tesla, Elon Musk’ın liderliğinde geleceğin dünyasını şekillendirmeye devam ediyor. ARK’ın raporu, Tesla’nın potansiyelini ve gelecekteki başarılarını gözler önüne seriyor. Tesla’nın bu ilham verici yolculuğu aynı zamanda bir ders niteliğinde. Geleceğin, Tesla ile daha parlak ve heyecan verici olacağı kesin.


Referanslar

[1] https://www.ark-invest.com/articles/valuation-models/arks-tesla-price-target-2029

[2] Walmart adding Symbotic robots to warehouses throughout US – TechCrunch

[3] Walmart banks on stores, robots as it stokes e-commerce

[4] Walmart chases higher profits powered by warehouse robots and automated …

Televizyonun Altın Çağından Dijital Devrime: Reklamcılığın 2025’te Beklenen Geleceği

Bir zamanlar, 20. yüzyılın ortalarında, televizyonun altın çağı yaşanıyordu. İnsanlar, evlerinde toplanıp siyah-beyaz ekranlarda yayınlanan programları izlerken, reklamcılık dünyası da büyük bir dönüşüm geçiriyordu. Televizyon reklamları, markaların geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan devrim niteliğinde bir yenilikti. Bu dönemde, reklamcılık stratejileri hızla değişiyor ve markalar, tüketicilere ulaşmanın yeni yollarını keşfediyordu. David Ogilvy‘nin de dediği gibi, ‘Reklamcılık, insanları satın almaya ikna etme sanatıdır.’

Günümüzde ise dijital devrim, reklamcılığın sınırlarını yeniden tanımlıyor. Dijital pazarlama, televizyonun altın çağındaki gibi büyük bir etki yaratıyor ve markaların stratejilerinde önemli bir yer tutuyor. Bildiğiniz üzere dijital pazarlama günümüzde daha hedeflenmiş ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sunuyor. Kullanıcıların davranışlarını ve tercihlerini analiz ederek, doğru mesajı doğru zamanda doğru kişiye ulaştırma imkanı sağlıyor. Televizyon reklamları geniş kitlelere ulaşmada etkili olsa da, dijital pazarlama, etkileşim ve geri bildirim mekanizmaları sayesinde daha ölçülebilir ve optimize edilebilir bir yapıya sahip. Bu sayede markalar, reklam harcamalarının geri dönüşünü daha net bir şekilde görebiliyor ve stratejilerini buna göre şekillendirebiliyor. Ama bir yandan daha derinlemesine bir şekilde veriye dayalı pazarlama sağlayan, hedefleme ve ölçümleme konusunda pazarlamaya daha fazla netlik kazandıran, pazarlaman dünyasının yeni oyuncusu perakende medya ise günden güne büyümeye devam ediyor ve markaların stratejilerinde önemli bir yer tutmaya başlıyor. Öte yandan günümüzdeki inovasyon miktarı ve yapay zeka gelişimi ise başta dijital olmak üzere tüm pazarlama ekosistemini etkiliyor.

Peki 2025 yılına girerken, dijital reklamcılığın yakın geleceği nasıl değişimlere sahne olacak? Emarketer ve IAB raporlarından yola çıkarak olası birkaç beklentiyi toparlamak istedim.

1. Büyük Teknoloji Düzenlemeleri: Amazon, Apple, Google ve Meta gibi devler, dijital reklamcılıktaki paylarını 2008’teki %30,8 seviyesinden, %66,8’e çıkaracak. Ancak şu anda YouTube, Snapchat ve TikTok’un ABD kullanıcılarının %15’inden fazlasını çocuklar oluşturuyor, Bu sebeple bu büyüme daha fazla antitrust davaları ve çocukları koruma çabalarıyla karşı karşıya kalacak.

2. Geleneksel Arama Tehdit Altında: Perakende medyası, sosyal arama reklamları ve genAI oyuncuları, geleneksel arama reklam gelirlerini tehdit ediyor. Şu anda arama reklam harcamalarındaki büyümenin neredeyse tamamının perakende medyadan geldiği tahmin ediliyor. Mitchell-Wolf’a göre geleneksel arama yavaşlıyor. Jungle Scout verilerine göre ise, Amazon, ABD’de çevrimiçi alışverişe başlamak için en popüler platform olmaya devam ediyor ve geleneksel arama motorlarını geride bırakıyor.

3. Perakende Medya Gelişiyor:

  • Büyüme: Türkiye ve Avrupa’da perakende medya sektörü yeni oluşuyor. 2024’teki 137 milyar $’lık pazarın %80’ini ABD ve Çin oluşturuyor. Dünyanın geri kalanı, adaptasyon döngüsünün innovators / early majority arasında bir yerinde henüz. Bu sebeple büyüme, yüksek bir ivmeyle devam ediyor. Ancak ABD’de perakende medya reklam harcamalarının büyüme hızı yavaşlıyor, ama standart eksikliği ve yüksek altyapı maliyetleri gibi zorluklarla karşılaşıyor. Pazarın 2025’te 165.6 milyar $ olması bekleniyor.
  • Network Yönetimi: Ayrıca ABD perakende medya reklam harcamalarının %84’ü sadece Amazon veya Walmart’a gidiyor. %16’sı ise diğer perakendecilere dağılmış durumda. Çok fazla perakende medya networkü olması iletişim çalışması yapmak isteyen markaları zorluyor. Muhatap bulmak zorlaşıyor. Konsolidasyon kapıda.
  • Mağaza İçi: Mağaza içi perakende medyası ise Türkiye’nin aksine ABD’de çok daha yavaş ilerliyor. Tahminlere göre, ABD mağaza içi perakende medya reklam harcamaları 2025’te sadece 540 milyon dolara ulaşacak ve toplam perakende medya harcamalarının sadece %0,8’ini oluşturacak.
  • Omnichannel İletişim: Çok kanallı perakende medya, müşteri yolculuğunun tüm aşamalarında müşteri memnuniyetine odaklanarak, müşterilere birden fazla kanalda alışveriş yapmayı kolaylaştırır, müşterilerin tüm kanallardaki dönüşümlerini tekilleştirerek takip etmeyi sağlar. Online ve mağaza içi alışverişi entegre bir şekilde birleştiren çok kanallı perakende medya deneyiminin önümüzdeki yıl artması bekleniyor.
  • Yapay Zeka Destekli Geliştirmeler: Markaların yapacakları reklam çalışmalarında self service perakende medya reklam platformlarında daha fazla yapay zeka entegrasyonu görülecek. 2025 itibariyle kampanya performanslarının artması için yapay zeka desteği ön plana çıkacak. Amazon bu doğrultuda kreatif oluşturma engellerini azaltmak, reklamverenlerin erişimlerini genişletmek ve daha hızlı / daha fazla reklam satmak için tasarlanmış 2 yeni genAI aracını piyasaya sürmüştü. Biz de Mlink içinde yapay zeka destekli kreatif stüdyomuzun betasını geçtiğimiz ay canlıya almıştık. Hedefleme tarafında ise mevcut durumda markalar, perakendecilerin 1st party datalarından manuel hedef kitle seçimi yapıyorlar. Ama artık markalar, Reklam Teknolojileri üzerinde sadece ürün ve kampanya amacı gibi bilgileri seçecekler. Bu bilgiler ışığında sistem en doğru hedef kitleyi markalara önerecek. Mimeda olarak biz de, Mlink teknolojisi içerisinde, 2025 yılı başında yapay zeka destekli hedefleme çözümünü hayata geçireceğiz.
  • Commerce Media: 2024 yılında ABD dijital reklam harcamalarında harcanan her 5 dolardan 1’ini alan perakende medyanın başarısı, commerce media’nın ortaya çıkışına zemin hazırladı. Reklam harcamaları büyümeye devam ederken, finans ve seyahat gibi sektörler de kendi 1st party verilerini paraya çevirmeye ve bu sektöre girmeye çalışıyor. 2023’te Marriot otel zinciri medya dünyasına adım atmıştı. 2024’te ise Chase, Paypal gibi şirketler kervana katıldı. 2025’te bu sektördeki oyuncuların artması bekleniyor. Commerce Media, RMN’leri (Perakende Medya Ağları) ve diğer sektörlerdeki şirketler tarafından işletilen medya ağlarını içerir. Bu alana giren perakende dışı birçok şirketi çeşitli zorluklar bekliyor. Reklamverenlerin, perakende dışı yeni sektörlerdeki bu oyuncularda anlamlı bir harcama yapma isteği henüz görülmüyor. Rekabet yüksek. Yeni oyuncular, reklamverenlerin kendi bütçe kısıtlamaları ve sınırlı kaynakları olduğu için fark yaratmak için güçlü bir değer önerisi sunmak zorunda.

4. OTT Platformları Müşteri Kaybıyla Mücadele Ediyor: Netflix gibi platformlarda orijinal içerik azalıyor ve tüketiciler uzun vadeli aboneliklerini sürdürmek için daha az neden bulduğunu söylüyor. Yayıncılar, perakende üyelikleri ve kredi kartları ile paketler sunarak bu durumu aşmaya çalışıyor. Bu durum sebebiyle gelecek yıl daha fazla insanın YouTube izleyeceği ve sosyal ağları içerik tüketmek için kullanacağı öngörülüyor. Mitchell-Wolf’a göre reklam harcamalarının da bu trende uyarak Youtube ve sosyal ağlarda artış gözleneceği tahmin ediliyor.

Bu durum Özgür Alaz’ın paylaştığı Accenture LifeTrends 2025 raporunu hatırlattı bana. Yaşam, duygular ve insanların davranışları üzerinden yola çıkan raporda aşağıdaki 5 trend söz ediliyordu. Ama özellikle “Social Rewilding (Sosyal Yeniden Doğuş)” trendi, yukarıdaki yazdığımın nedenini gösteriyor bize. Özgür maddeyi şöyle açıklamış: “İnsanlar dijital dünyaya biraz ara verip fiziksel dünyada daha derin bağlantılar kurmaya çalışıyor. Dijital teknoloji hayatımızın bir parçası olarak kalacak olsa da, insanlar daha anlamlı ve fiziksel deneyimlere yöneliyor.

5 Trend:

  • Cost of Hesitations (Tereddüt Maliyeti)
  • The Parent Trap (Ebeveyn Tuzağı)
  • Impatience Economy (Sabırsızlık Ekonomisi)
  • The Dignity of Work (İşin Onuru)
  • Social Rewilding (Sosyal Yeniden Doğuş)

Trendlerin geri kalanını detaylıca okuyabileceğiniz link: https://bit.ly/48LOWyH

5. Pazarlama Dünyasında Yapay Zeka:

Dijital kreatifler artık kısa süre içinde yapay zeka destekli çözümler sayesinde oluşturulabiliyor. Burada hala gidilecek çok yolumuz var. Ama her geçen gün ürünler gelişiyor. 2025’te bu tarz ürünlerin kullanımının artması bekleniyor. Medya kampanyalarının yapay zeka ile optimize edilmesi ve gerçek zamanlı performans ölçümünün iyileşmesi başta Google Ads olmak üzere reklam teknolojilerine entegre olmuş durumda. Pazarlamıcılar da adapte olmaya devam ediyor. Bu yönde başarılı iş çıktılarını 2025’te daha fazla görmeye başlayacağız.

2025 yılına girerken, dijital dünyada değişimlerin ve yeniliklerin kapıda olduğunu görmek heyecan verici. Reklamcılık dünyası, teknolojinin sunduğu fırsatlarla daha da dinamik ve etkili hale gelecek. Geleceğe hazır olun ve bu değişimlerin bir parçası olun!

Fark Yaratmak İçin Trendleri Takip Etmek

Bir firma düşünün. 1970’lerde teknoloji ve pazar trendlerini okuyarak bir dev haline geldi, 2000’lerde okuyamadığı için hakimiyetini kaybetti. Super Mario, Zelda ve Pokemon gibi oyunların geliştiricisi, ev tipi oyun konsollarındaki ilk devrimin yaratıcısı ve Gameboy’un mucidi Nintendo’dan bahsediyorum.

1889’da hanafuda oyun kartları üreticisi olarak kurulan Nintendo, 1950’lerde Japonya’da oyun kartları üretmeye devam ediyordu. Ancak, ikinci dünya savaşı sonrasında Japonya ile beraber Nintendo’yı da zor günler bekliyordu. Bu süreçte iyice küçülen şirketin 1956’da başına torun Hiroshi Yamauchi geçti.

1963 ve 1968 yılları arasında taksi, otel, TV, yemek hizmetleri gibi birçok yeni sektör denediler. Ancak hiçbiri başarılı olamadı. Ama bu arayışlardan biri onlara yeni bir kapı araladı. 1966 yılında Ultra Hand adında bir oyuncak geliştirdiler. Bu oyuncak beklenti üstü beğeni alınca, şirket tamamen oyuncak sektörüne yöneldi. Ama başarısızlık yakalarını bırakmayacaktı.

Hiroshi, 1970’lerde ABD’ye yaptığı bir ziyarette video oyun endüstrisinin yükselişini fark etti. Trendleri okuyabilme gücü ve cesareti sayesinde değiştirdiği şirket yönü artık meyvelerini verecekti. İlk oyun konsolu olan Game Watch’ı ve Zelda gibi başarılı oyunlar yarattı. Ancak 1980’lere doğru yine başarısızlıklar peşi sıra gelmeye devam etti.

Bu sıralarda bir ilk yaparak güzel sanatlar mezunu Shigeru Miyamato’yu oyun ekibinde işe aldı. Shigeru yeni bir oyun fikri üzerine çalışıyordu. İlk düşüncesi Temel Reis karakterini oyun dünyasına monte etmekti. Ama fikri derinleştirmeye çalışırken aklına güzel ve çirkin öyküsü geldi. Uzun çalışmalar sonunda ortaya çıkan karakter bir gorildi. Ancak Shigeru, Temel Reis’ten de vazgeçmek istemiyordu. Fikrini geliştirmeye devam etti. Tasarladığı hikayeye göre goril kızı kaçıracak, Temel Reis’e benzeyen bir kahraman da çeşitli serüvenlerden geçip kızı kurtaracaktı. Sonunda ortaya Mario ismini verdiği kocaman burunlu, işçi tulumlu, şişman bir kahraman çıktı. Artık “Donkey Kong” oyunu hazırdı.

1981 yılında oyun piyasaya sürüldü. Super Mario oyunu Nintendo’nun yükselişinin başlangıcı oldu. Oyun yayınlandığı ilk sene 100 milyon dolar ‘ın üzerinde bir ciro yaptı.

1989 yılına geldiğimizde ise Nintendo ayrı bir fenomen olan Gameboy’larını piyasaya sürdü. Dünya çapında 120 milyon adet satış yaptı. Nintendo, trendleri takip etme stratejisi ve pazarı okuması sayesinde oyun endüstrisinde önemli bir oyuncu haline geldi ve başarı hikayesi yazdı. Ancak aynı sebeple de bu hakimiyetini kaybetti.

Sony’nin PlayStation serisi ve Microsoft’un Xbox platformunun 1990’ların ikinci yarısında yeni bir teknoloji olarak piyasaya sürülmesiyle birlikte, video oyun endüstrisindeki rekabet arttı. Nintendo, online oyun trendini diğer rakiplerine göre daha geç benimsemişti. Ayrıca, teknolojik olarak daha gelişmiş konsolların piyasaya sürülmesiyle birlikte, konsol teknolojisi geride kaldı ve trendi yakalayamadı.

Peki Nintendo’nun günümüzdeki durumu nasıl?

Öncelikle pazara bir bakalım. 2024’te global oyun pazarının 2.5 trilyon dolar olması, dünya nüfusunun da %32’sinin (2.3 milyar kişi) gamer olması bekleniyor. Şu anda da bu pazarın lideri olan Tencent, mobil trendleri okuması ve yaptığı öncü yatırımlarla oyun dünyasının artık açık ara hakimi durumunda. Nintendo ise ancak Tencent’in 5’te 1’i seviyesinde bir büyüklükle hayatına devam ediyor.

Teknoloji Trendleri

Teknoloji trendlerini takip etmek, Nintendo’nun da yolculuğundan gözlemleyebileceğimiz gibi, hızla değişen ve gelişen dijital dünyada hayati bir öneme sahiptir. Bu sürekli değişen trendleri yakından takip etmek, en temelde bireylerin ve işletmelerin rekabet avantajını artırabilir ve geleceğe daha hazırlıklı bir şekilde ilerlemelerine yardımcı olabilir. Teknoloji trendlerini izlemek, yeni fırsatları keşfetmek, iş süreçlerini optimize etmek ve müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt vermek için kritik bir araçtır. Ayrıca, trendleri takip etmek, yenilikçi düşünceyi teşvik ederek sürekli öğrenmeyi ve gelişmeyi de destekler. Bu sayede, bireyler ve işletmeler, teknolojinin getirdiği avantajlardan tam olarak yararlanabilir ve başarılarını sürdürebilirler.

Ark Investment’ın en son yayınlanan “Big Ideas 2024” raporuna göre 5 yıkıcı teknoloji var. Bunlar bildiğiniz üzere:

  • Blokchains
  • Artificial Intelligence
  • Multiomic Sequencing
  • Energy Storage
  • Robotics

Yüksek büyüme potansiyeli ile bu teknolojiler aslında bireylerin ve işletmelerin servet yaratmak için anahtarı konumunda. Çünkü bu yıkıcı teknolojiler ile geliştirilen ürünler pazarı genişleterek, verimliliği arttırarak, rekabet avantajı sağlayalarak her türlü ekonomik dalgalanmaya karşı bizlere direnç katmakla kalmayıp, hızlı büyüme potansiyeline sahipler. Bu yüzden ya trendleri takip ederek, bu alanda yatırımları olan iyi şirketleri keşfedip, yatırım yapmalıyız ya da kendimiz bu teknolojileri kullanarak neler yapabileceğimize kafa yormalıyız.

Ark’ın raporundaki aşağıdaki grafik de durumu çok net gösteriyor. Bu gelen teknolojik dalgaların, 1780’den beri gerçekleşen ve 2030’a kadar tahmini olarak dünya ekonomisine nasıl bir etki yaptığını, dünya gayrisafi hazılasını nasıl büyüttüğünü görebilirsiniz. Raporun tamamını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Ben bu yazıda sadece bir konuyu, ekonomik açıdan irdeleyeceğim.

Yapay Zeka

Aşağıdaki grafiği çok beğendim. Ark 2019’dan beri yapay genel zeka’ya nasıl oluşacağımız zamanı tahmin etmeye çalışıyor. 2020’de önümüzde 50 yıl olduğunu düşünüyorlardı, 2021’de ise 34. Ama bu süreçte kademe kademe yeni teknolojiler tanıtıldı. 2023’teki GPT-4 lansmanı ve sonrasında 2024’te GPT-4o ‘nun gelmesi tüm tahminleri karıştırdı. Şu anda tahminlerinin aynı şekilde yanılmaya devam etmesi durumunda en erken 2026’ta, en geç 2030’da yapay genel zeka’ya (YGZ) ulaşacağımızı düşünüyorlar. Bu yakın gelecek, bizler için büyük bir devrim.

YGZ, bir makinenin insan zekasının tüm yönlerini, yaratıcılık, problem çözme yeteneği ve duygusal zeka gibi, başarıyla gerçekleştirebilme kabiliyetidir. Yani, bir bilgisayarın bir insan gibi düşünebilmesi ve insan gibi karmaşık görevleri yerine getirebilmesidir. Bu her şeyi değiştirecek bir atılım olacak.

YGZ’ye  ulaşmak, bilim ve teknoloji alanında devrim niteliğinde bir ilerleme olacak. Bu, insanlık için daha verimli çalışma, bilim ve tıp alanında yeni keşiflere öncülük yapma, karmaşık problemleri çözme, insanların günlük yaşamını (mükemmel çalışan otonom araçlar vb) kolaylaştırma gibi bir çok avantaj sağlar.

Aşağıdaki grafikte de görebileceğimiz gibi yapay zekanın ekonomik büyümeye katkısı şimdiye kadarki olan ve olacak tüm büyük teknolojik inovasyonlardan en az 4 kat daha fazla.

Bu grafiği de yıkıcı inovasyonların ekonomik önemini göstermek için paylaşmak istedim. 2023’te şirketlerin hisse senedi piyasa büyüklüğünün %84’ü standart işlerden gelirken, sadece %16’sı yukarda bahsettiğim 5 yıkıcı inovasyondan geliyor. Ark’ın tahminine göre 2030’a geldiğimizde yıkıcı inovasyonların payı %62’ye yükselecek. Yıllık büyüme ise tahmini bu yıkıcı teknolojilerde %42 olarak gözüküyor. Sadece yapay zekaya baktığımızda bu oran %37 seviyesinde. Ama %78 olan robotik teknolojinin arkasındaki en büyük güç de aslında yapay zekaya dayanıyor.

Ama unutmamamız gereken bir şey var. Yapay zeka, elektrikli araba, robotik vb birçok farklı yıkıcı inovasyon için önemli konumdayken, yapay zeka uygulamalarının kusursuz çalışması için de güçlü mikroçiplere ihtiyaç duyuyoruz. Sonraki yazılarımda elektrikli arabaların ve robotik teknolojilerin geleceği ile mikroçip dünyasına farklı bir açıdan bakmaya çalışacağım. Bu süreçte sizler de trendleri takip etmenin gücüne inanın ve bu trendlerden nasıl faydalanabileceğinizi düşünmeye, yatırımlarınızı geleceğin teknolojilerine kaydırmaya şimdiden başlayın. Belki de bir sonraki büyük dalgayı, kıyıya ulaşmadan yakalayanlardan biri de siz olursunuz.

Kaynaklar:

  1. https://eksiseyler.com/aile-sirketi-olarak-kurulan-nintendonun-oyun-piyasasinda-dunya-devi-olma-yolundaki-hikayesi
  2. https://www.ign.com/articles/2012/05/25/hiroshi-yamauchi-nintendos-legendary-president
  3. https://web.archive.org/web/20060314202029/http://quote.bloomberg.com/apps/news?pid=10000080&sid=a1xe1_OtjGFA
  4. https://www.businessinsider.com/before-mario-nintendos-playing-cards-toys-and-love-hotels-2011-8
  5. https://www.userspots.com/rehber/trend-takibi-nasil-yapilir-yerellestirme-nedir
  6. https://www.filika.net.tr/yukselen-teknoloji-trendleri-ve-internetin-onemi
  7. https://tr.wikipedia.org/wiki/Yapay_genel_zek%C3%A2
  8. https://www.innova.com.tr/blog/Yapay-genel-zeka-nedir
  9. https://www.oracle.com/tr/artificial-intelligence/what-is-ai/
  10. https://www.ark-invest.com/big-ideas-2024

Yapay Zeka ve Felsefe

Yapay zeka ve felsefe ilişkisi üzerine düşünürken eposta kutuma Ussal Şahbaz’ın Global İşler blogunda yazdığı son makalesi düştü. Yazının bir bölümünde Paypal’in kurucu ortaklarından Peter Thiel’ın şu sözünü alıntılamış: “Yapay zeka ile önümüzdeki yıllarda sözel beceriler sayısal becerilere göre daha değerli olacak!”

Sonrasında da Citigroup tarafından Mayıs ayında yayımlanan raporda da benzer bulgular olduğuna değinmiş. Citigroup’a göre yapay zeka çağında en çok gerekecek beceriler: iletişim, duygusal zeka, empati, insan insana ilişkiler ve uyum sağlayabilme.

Yeni dünyada gerekli olan tüm bu becerilerin, oluşturduğum felsefi benzerlik tasarımıyla da örtüştüğünü fark ettim. Antik dönem filozoflarından Aristoteles, insanın doğası ve etkileşimleri üzerine düşünmüştü. Onun insan doğası hakkındaki görüşleri, iletişimin önemini vurgular ve duygusal zekanın insan ilişkilerindeki rolünü anlamak için değerlidir. Sokrates ise bir nevi insanların birbirlerini anlaması ve empati kurması üzerine odaklanmıyor muydu? Platon‘a dönersek, “Devlet” eserinde, ideal bir toplumda iletişim, duygusal zeka, empati ve insan ilişkilerinin nasıl işlediğine dair bir model sunmuyor muydu bize? Belki de felsefi bakış açısı, yapay zekanın insan toplumundaki rolünü anlamamıza yardımcı olabilir.

Sokrates, Platon ve Yapay Zeka

Sokrates yöntem ve söylemleriyle halkın bir kesimini karşısına almıştı. Seveni kadar, geçmiş kalıplarından kurtulamayan, sevmeyeni de fazlasıyla vardı. Bu sebeple gençlerin ahlakını bozma suçundan da idam edildi. Şimdi neye karşı insanlar bu şekilde kutuplaştı? Neyden tedirgin oluyorlar?

Sokratik felsefe ve yapay zeka arasında bir benzerlik kurulabileceğimizi düşünüyorum. Sokrates’in sokratik yöntem olarak bilinen sorgulama yaklaşımı, sorular sorarak ve tartışarak bilgiye ulaşmaya odaklanır. Benzer şekilde, yapay zeka da veri analizi ve öğrenme yoluyla bilgi edinir, algoritmalar aracılığıyla sorulara cevap bulmaya çalışır. Hem Sokrates hem de yapay zeka, araçları farklı olsa da bilgi edinme süreçlerinde aktif bir sorgulama yaklaşımını paylaşır, Sokrates insan etkileşimiyle, yapay zeka ise veri ve algoritmalarla bunu sağlar. Sonunda da arı bilgiye ulaşılır. Ulaşılan bu bilgi Sokrates’e göre özünde erdemdir. Ona göre, insanlar doğru bilgiye sahip olduklarında, erdemi ve doğru davranışları bulabilirler.  Anlamlı ve mutlu bir hayat ancak bilgiyle olabilir.

Aynı zamanda sokratik düşüncede “daimon” kavramı, bir tür içsel rehber veya kılavuz olarak karşımıza çıkar. Sokrates, daimon aracılığıyla aldığı içsel uyarıları ve yönlendirmeleri önemserdi. Benzer bir perspektifle, yapay zeka sistemleri de belirli algoritmalar aracılığıyla içsel rehberlik sağlar. Yapay zeka, örneğin öneri sistemleriyle kullanıcılara yönlendirmelerde bulunabilir, bu da bir tür “daimon” benzerliği oluşturabilir.

Peki ya Platon?

Platon’un mağara alegorisini hatırlıyor musunuz? Ona göre bazı insanlar bir mağarada zincirlenmişlerdi ve bu insanlar yalnızca karşılarındaki taştan duvarı görebiliyorlardı. Doğuştan bu mağarada bulunan zincirli insanlar sadece mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin duvara vuran gölgelerini gördükleri için onların gerçekliği, sınırlı bir şekilde tanımlanan, bu karanlık boşluktan ibaretti. Ancak günün birinde bir bilge, gerçek bilgiye ve gerçekliğe doğru bir yolculuğa çıkarak bu sınırlı algıyı aşar. Zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder. Mağarayı terk eden bu insan dışarıda yeni bir gerçeklik ile tanışır ve duvarda gördüğü korkutucu gölgelerin gerçek olmadığını, ateş sayesinde duvara yansıyan gölgeler olduğunu fark eder. Ama mağaradaki arkadaşlarını yeni gerçekliğe inandıramaz.  Buradan da anlayacağımız gibi Platon’a göre iki farklı dünya vardır. Biri gerçekliğin dünyası, diğeri ise o dünyadan etkilenen, o dünyadan gelen karanlık yansımaları içeren gölgeler ve metaforlar dünyasıdır. Aslında mağara alegorisi bize Platon’un idealar kavramını anlatmaktadır.

Bir başka açıdan idealar kavramını açıklamak gerekirse, “ağaç” deyince hepimizin kafasında bir ağaç canlanır. Ama bu canlanma kişiden kişiye göre farklılaşabilir. Ancak bu bilgi hepimizin zihninde bulunan ağaç ideasından tetiklenir. Zihnimizda ağaç için kavramsal bir rehber bulunur Platon’a göre. “Ağaç”, “insan” ya da “dostluk” gibi idealar görünüşte gördüğümüz şeyin, yaşadığımız deneyimin gerçekliğine rehberlik eder. Bu idealar dünyası geçmişten beri, en baştan var olan, insanların üretmediği kavramları ifade eder.

İdealar kavramı gerçeklikten türeyen evrensel, değişmez gerçeklikleri temsil ederken, yapay zeka da öğrendiği kalıpları genelleştirerek evrensel kuralları anlamaya ve uygulamaya çalışabilir. İkisi de sınırlı bir başlangıçtan başlayarak daha geniş bir gerçeklik anlayışına doğru ilerlemeye odaklanır.

Yapay zeka da mağara alegorisinde olduğu gibi, veri ve algoritmalar aracılığıyla sınırlı bir bilgi setiyle yolculuğuna başlar, onun da dünyası en baştan bundan ibarettir. Ama sonrasında eğitildiği veri setinden sürekli öğrenerek daha geniş bir gerçeklik anlayışına ulaşmaya çalışır ve çıktı kalitesini sürekli iyileştirir. Bu sayede en doğru ve en gerçek bilgiye bizi yaklaştırmaya çalışırz.

Peki bu yeni dünyada, mağaradan bizi dışarı çıkartabilecek, gerçekliği kavramımızı sağlayacak, bize doğru bilgiye erişme cesareti verecek ve bize mağara duvarına yansıyanların sadece gölge olduğunu aktaracak araç yapay zeka olabilir mi?

Kaynaklar:

  1. https://www.globalisler.com/p/global-isler-202421
  2. https://www.citigroup.com/global/insights/citigps/what-machines-can-t-master
  3. https://uskudar.edu.tr/pozitif-psikoloji/duygusal-zeka
  4. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ma%C4%9Fara_alegorisi
  5. https://acikerisim.uludag.edu.tr/server/api/core/bitstreams/26165e90-d438-43c9-bfd8-d4a1179a35e0/content#:~:text=Platon%2C%20bilgi%20(episteme)%20ile,varl%C4%B1klar%C4%B1%20idealardan%20pay%20almalar%C4%B1na%20ba%C4%9Fl%C4%B1d%C4%B1r.
  6. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1270270#:~:text=Dolay%C4%B1s%C4%B1yla%20Platon’a%20g%C3%B6re%20iki,olan%20g%C3%B6lgeler%20ve%20metaforlar%20d%C3%BCnyas%C4%B1d%C4%B1r.

Webit’in Ardından…

Webit 2013 Kongresi, İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde 6-7 Kasım 2013 tarihlerinde düzenlendi. Kongrede gerçekleşen oturumlarda 103 ülkeden 8000’den fazla katılımcı ve 250 konuşmacı bir araya geldi. Ben Dijital Pazarlama ve İnovasyon Konferansı’nın ikinci gününe katılabildim.

Bana göre Webit Dijital Pazarlama Konferansı’nın 5 maddede özeti:

  1. Data
  2. Mobil
  3. Engagement
  4. Experience
  5. Real Time Marketing

Bu 5 madde neredeyse her oturumda en çok üzerinde durulunan noktalar. Aslında her biri de birbirini tamamlayıcı nitelikte. Bu sebeple bu maddeler ile ilgili kongrede konuşulanları aldığım notlardan kısa kısa anlatmaya çalışacağım.

1. Data

Data konusu her sunumda mutlaka bahsedilen, popüler bir kavram. OMD‘nin Başkanı Nikki Mendonca yaptığı konuşmada sosyal medya ve internetteki gerçek zamanlı davranışsal verinin önemine değindi.

Nokia Dijital ve Sosyal Pazarlama, CRM Genel Müdür Yardımcısı Chris Schaumann ve BBC Worldwide Başkan Yardımcısı Tom Bowman ise sunumlarında bu konu ile ilgili aynı sözü kullandılar.

“Data is the new oil!”

2. Mobil

Akbank Direkt Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Orkun Oğuz, 2 milyondan fazla insanın artık banka şubelerine gitmediğini, bu insanların işlemlerini mobile taşıdığını ve her şeyin bir gün dijital olacağını söyledi

Chris Schaumann da Amerika’daki firmaların üçte ikisinin hala mobil web sitesine sahip olmadığını, bunun gelecekte zorunluluk olacağını ve değişimin önemli olduğunu dile getirdi.

Ayrıca Orkun Oğuz’a benzer ifade kullanarak, bir gün bütün medya araçlarının dijital olacağını öne süren Schaumann, 2013 yılı sonunda daha fazla insanın internet kullanmak için bilgisayar yerine tablet ya da mobil cihazları kullanacağını söyledi.

Peki sizce gitgide mobilleşen dünyada kişi başına kaç mobil cihaz düşüyordur?

Orange‘dan Stephane Hospital’ın verdiği bigiye göre kişi başına 17 cihaz (50 milyar cihaz / 3 milyar insan) düşüyormuş.

Ama en çarpıcı veriler de Twitter Direkt Satış Direktörü Ali Jafari’den geldi. 230+ milyon kullanıcının 1 haftada attığı 3 milyar tweetin %75‘i mobil üzerindenmiş.

Paypal‘den John Lunn ise ödeme sistemlerinin geleceğinden ve “Paypal Check-in” ürünü ile cepten hesap ödeme devrinin geldiğinden bahsetti. Paypal kullanıcıları söz konusu uygulama sayesinde restoranlarda masalarından kalkmadan ve garson çağırmadan ödemelerini yapabilecekler.

Ayrıca Paypal müşterilerin cep telefonlarını ceplerinden çıkartmadan bluetooth kullanarak alışverişlerini tamamlayabilmeleri için Beacon isimli bir cihaz geliştirmiş. Cihaz müşterilerin cep telefonlarına indirdiği mobil uygulama ile mağaza içerisinde otomatik olarak etkileşime geçerek ödemeyi tamamlıyor.

IAB Türkiye Başkan Yardımcısı Neslihan Olcay’da özet niteliğinde bir söz söyledi:

“Must be social, must be mobile, must be utility, must be liquid”

3. Engagement

Burada özellikle Unilever’e değinmek istiyorum. Unilever Global Medya Direktörü Jay Altschuler konuşmasında marka olarak müşterilerin duygularına nasıl dokunduklarını pazarlama statejileri olan “Crafting brands for life” kavramıyla anlattı. Günün belki de en ilgi çekici sunumuydu. Aslında tüm salonun bu düşüncede olması Unilever’in nasıl iyi işler yaptığının bir kanıtı olmalı.

Bu stratejileri ile insanların sosyal olmalarını ve yaptıklarını önemseyip paylaşmalarını amaçlıyorlar. Bir amaç doğrultusunda ürettikleri içeriklerin sosyalleşen insanlar tarafından paylaşılmasını ve herkesin serüvenlerine katılmasını istiyorlar.

Peki ne yapmışlar?

  • Dove markasıyla yaptıkları reklam filminde, reklamın sonuna kadar Dove markasını görmüyorsunuz. FBI robot resim sanatçısı kadınları önce kendi anlatımlarından, sonra da başkalarının anlatımından resmediyor. Resimler asındaki fark ise filmin sloganında gizli: “Sen düşündüğünden daha güzelsin”

  • İkincisi ise Cornetto ve aşk! Dünyada şarkıların %80’i, filmlerin %70’i aşk üzerine. Buradan yola çıkarak Cornetto reklam filminde aşk temasını işlemişler. Film toplamda 33 milyon kişi tarafından izlenmiş.
  • Son olarak gösterilen çalışma Lifebuoy reklam filmi. Siz bazı halklar için çocukların 5 yaşına gelmesinin önemli bir durum olduğunu biliyor muydunuz? Peki her yıl 2 milyon çocuğun enfeksiyonlardan kaynaklanan sebeplerle öldüğünü biliyor muydunuz? Ya da sadece ellerin sabunla yıkanmasıyla bu ölümlerin önüne geçilebileceğini? Lifebuoy yaşanan ölümlerin önüne geçmek için dünya genelinde 130 milyon insana ulaşmış. Çabaları gerçekten etkileyici.

4. Experience

Orkun Oğuz konuşmasında sürekli müşteri deneyiminden bahsetti. Dijital kanalların entegre edildiğini, kullanıcıların daha az adımla daha çok iş yapabileceği yapılar oluşturmaya çabaladıklarını ve amaçlarının müşteri deneyimi yaratmak olduğunu vurguladı.

41? 29! ile beraber yaptıkları gamification da müşteri deneyimi adına attıkları güzel bir adım. Bankacılık ile oyunu yaratıcı bir şekilde birleştirmişler. Sosyal Kobi oyununda örneğin bir işletme kuruyorsunuz ve bunun için Akbank kredi vb. seçenekler ile size destek oluyor. Gerçekten güzel bir düşünce.

Nikki Mendonca’da fiziksel mağazaların sadece bir showroom deneyimi yaşatacağının ama alışverişin online yapılacağının altını çizdi.

5. Real Time Marketing

Gerçek Zamanlı Pazarlama en dikkat çekici başlıklardan bir tanesi. Aslında Gerçek Zamanlı Pazarlama ortaya çıkan fırsatları yakalamak ve doğru içerikle, doğru kanaldan, doğru zamanda reaksiyon vermektir.

Ali Jafari’de bu konuyla ilgili çarpıcı bir örnek verdi. Amerikan Futbol Ligi finali Super Bowl‘da bir elektrik kesintisi yaşanmış. Oreo’da bunu fırsat bilmiş ve bir tweet atmış. “Power out? No problem. You can still dunk in the dark.”

oreoSizce Super Bowl’un kazananı kim? Bence kesinlikle Oreo!

İki Reklam Panosu Arasında Bağış Transferi

bağış

Afrika kıtasında kaç insan açlıkla mücadele ediyor biliyor musunuz? Doğru ya da yanlış herkesin bir fikri vardır. Herkes biliyor ki orada insanlar açlık çekiyor, orada çocuklar açlıktan ölüyor. Tam tamına 870 milyon insan orada yardıma muhtaç bekliyor.

İşte bu vahim tablodan yola çıkarak, Birleşmiş Milletler’in World Food Programme adı verilen programı için Food Link adında bir proje geliştirilmiş. Son derece zekice ve yaratıcı bir proje. İhtiyaç sahibi çocuklara yiyecek yardımında bulunmak isteyen insanların işini kolaylaştıran bu uygulama, iki reklam panosu arasında çalışıyor ve bir mobil uygulama yardımıyla ilk panodaki yiyecekleri cep telefonunuzla toplayıp, ikinci panoya transfer edebiliyorsunuz.
Uygulama için NFC teknolojisini kullanılarak, panoların içine küçük çipler yerleştirilmiş. Bu sayede ilk panoda görülen göz alıcı yiyecekleri, diğer panodaki çocuklara doğrudan ulaştırabiliyorsunuz. Daha doğrusu bu duyguyu yaşamanızı sağlıyor uygulama. Ama en önemlisi bağıştan sonra, çocukların size teşekkür etmek için hazırladıkları video ve kartpostallar üzerinden mutluluklarına tanık olabiliyorsunuz. Mimarı olduğunuz mutluluklar sizleri de mutlu etsin diye.
Aşağıdaki linkten bu başarılı çalışmanın videosunu izleyebilirsiniz.

Gerçek Tasarıma Yürüyüş

Uzun zamandır bloguma bir şeyler yazmak istiyorum. Elimde olmayan aksaklıklarla, zaman yaratamama sendromu birleşince bir türlü yazamadım.

En son yazımı şöyle bitirmişim: ” Unutmayın iyi bir tasarım ürünün satış performansını arttırır. Rafta farkedilmeyi kolaylaştırır. Ürünü akıllara kazır. Peki ama tasarım sadece bir ürünün nasıl göründüğü müdür? Bir sonraki yazımda da buna değineceğim…”

Öyleyse kaldığım yerden devam edeyim…

Tasarım bir ürünü, ürün yapan her şey demektir. Ürünün rafta ayrışmasını sağlayan ambalaj tasarımları ise sadece tasarımın bir ayağını oluşturur. Görünüş ilk temasta çok önemlidir. Ama süreklilik içerikle sağlanır.

Bu yüzden içeriğin tasarlanma aşamasına odaklanmak zorundayız. Bu aşamanın ciddiyetini de genç Otomotiv Tasarımcısı Turgut Alkım Tutumlu’nun tasarımcılar ile ilgili söylediği bir söz ile aktarmak istiyorum: “Tasarımcılar bulundukları fabrikaların tanrılarıdır.”

Bu çok iddialı ve çok vurucu bir söz. Katılırsınız ya da katılmazsınız. Fakat tasarımın ne kadar önemli olduğunu anlamanızı sağlamıştır umarım.

Bu konu madem bu kadar mühim ve madem içerikle ilgili, öyleyse öncelikle pazar/müşteri beklentilerini sağlamak odaklı bir yaklaşıma sahip olmak gerekir. Bir ürün bu amaçla geliştirilir. Prof. Yılmaz Taptık’ın dediği gibi geliştirilmiş tüm ürün ve hizmet müşteri problemlerinin çözümü için bir tekliftir. Döngü problemden başlar. Dolayısıyla müşteriden. Zaten üretim bu yüzden müşteri odaklı olmalıdır. Üretilen ürün de dolayısıyla bu yaklaşım ile oluşturulmalıdır. Buna da kısaca “Bir firmayı pazardan bakış açısıyla yönetmek.” (Prof. Yılmaz Taptık) diyebiliriz.

O zaman elimizde bir problem var. Müşterinin sesini de dinledik. Çözümü üretiyoruz. Artık bir ürün tasarlama aşamasındayız. Tasarımın ise sadece ufak bir kısmının dış görünüm olduğunda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum. Peki geri kalanı ne?

Garvin buna açıklık getirmiş. Onun bakış açısıyla tasarımın basamakları:

1- Performans

2- Özellikler

3- Güvenilirlik

4- Uygunluk

5- Sağlamlık

6- Servis verilebilirlik

7- Estetik

8- Güvenlik 

9- Diğer gerekler

Bunların hepsi de ürüne dahil olan kavramlar. Her üründe bunların yüzdesi değişir. Değişmelidir de. Çünkü esas olan müşteridir. Müşterinin beklentilerini karşılayacak kalitede ürünü, en uygun maliyetle üretmeliyiz. Bir maddenin içeriğine ağırlık verirken, diğerinin etkisini azaltabilir, bir diğerini tamamen ürünümüzden yok edebiliriz.

Performans, bir ürünün fonksiyonel özellikleridir. Belki de en önemli kısımlardan biridir. Müşterinin ürünü kolay kullanabilmesi, ürünün müşterinin ihtiyaçlarına cevap verebilmesi ve tasarımın ergonomik olması gerekir.

Özellikler zaten ürün içerisinde olan temel karakteristiklere eklenen ekstralardır. Beklenti ötesine ulaşmada bir adımdır. Biraz daha ürün odaklı bir yaklaşımı ifade etse bile önemlidir.

Görünüm, hissediliş, tad, ses, koku gibi etmenlerde estetik çatısı altında toplanmaktadır.

Sonuç olarak tasarım aşaması sadece estetik özellikler demek değildir. Eğer böyle sanarsanız yanılırsınız; ve diğer basamakları ıskalarsanız, pazarda yok olursunuz.

Bakın Steve Jobs ne demiş:

 ” Tasarım, sadece nasıl göründüğü ve hissettirdiği değildir. Tasarım, nasıl çalıştığıdır.”